KLEINER
Hiç burnu yoktu sanki; dümdüz
bir yüz. Gözleri küçücük boncuklar
gibiydi, mavis. Hele yürüyüsü; kayarcasina yürürdü,
hizli hizli. Herkes "Kleiner" diye sesleniyordu ona. O
da alismis olmaliydi buna. Asil adini bilen yoktu. Belki kendisi
de unutmustu artik.
Ilk kez ne zaman geldi, animsayamiyorum. Insanlar
vardir, bir topluluga, bir kuruma gelip, katilirlar. Oradaki insanlara
öylesine uyarlar ki, sanki hep ordaymisçasina algilanirlar.
Ve ilk gelisleri animsanmaz. "Kleiner" de böyleydi;
meyhane sakinlerinden biri olmustu artik.
Her aksam saat 22.oo sularinda gelirdi. Meyhaneye
girer girmez fildir fildir dönen boncuk gözleriyle herkesin
yüzüne bakardi, özenle. Baktigi gözlerde merhaba
denecegine iliskin en küçük bir kivilcim görse
sevinir, "Hallo, her sey yolunda, yolunda..." derdi. Sonra
da bara geçer, parasi varsa bir Fransiz sarabi ismarlardi.
Bana da "Her sey yolunda, yolunda..." demeyi savsaklamazdi.
Bir kadehten fazla sarap içtigini hiçbir zaman görmedim.
Parasi olmadigi zaman da, bir süre barda dikilir, bir sey içmeden
giderdi. Önermeme karsin, veresiye içmezdi.
Insanlarin zamanlari yoktu Almanya`da. Bizim
meyhane Almanya`daki bir ada da olsa, sonuçta yine Almanya`ydi.
Küçücük sevinçlere, merhabalara zaman
yoktu. "Kleiner"in her aksam "Her sey yolunda, yolunda..."
deyisini de kimse duymak istemiyordu. Çünkü insanlar,
özellikle birkaç kadeh içkiden sonra, "Almanya`nin
kültür politikasini düzeltmeye, Bosna`daki savasi
durdurmaya, terbiyeli yabancilara nasil yardim edilebilecegini düsünmeye,
Türk Kürt çatismasini önlemeye, karsisinda
oturan ögrenci kizi becermeye..." çalisiyorlarmis.
Öyle demisti, çok sarhos oldugum bir gün, çok
sarhos bir müsteri!
Kimbilir, belki de "Kleiner"in bütün
aksam masalarina oturup, üstlerinde kalmasindan korkuyorlardi.
Nedir, "Kleiner" hiçbir zaman
yilmazdi. Her gün ayni saatte, ayni tavirla meyhaneye girer,
"Her sey yolunda, yolunda..." diyecek insan arardi.
Kleiner`in nerede, hangi kosullarda kaldigini
bilmiyordum. Bazi günler benimle biraz çene çalar,
belirli kurumlara söverdi. En çok "gicik aldigi"
kimseler, ev sahipleriydi. Sosyal Yardim Dairesi'ne de kiziyordu.
Sövgü listesi Bonn`a dek uzaniyordu.
Kimi zaman yaninda kiris kiris olmus kâgitlar
getirir, "Oku bunlari, oku!" derdi. Reklam amaciyla çogaltilmis
kagitlarin arka yüzüne "siirler" yaziyordu.
Ne yazik ki, yazisini okuyamiyordum. Bir gün, "... birkaç
yil cezaevinde yattigini!" anlatti. Nedenini sormadim.
Meyhane`nin müdavimleri taniyorlardi artik
Kleiner`i. Onu gördüklerinde baslarini öteki tarafa
çevirseler, selam vermeseler bile taniyorlardi. Bir Kleiner
vardi, ve o, meyhaneye aitti.
***
Kalabalik bir cumartesi aksami. Ben barin arkasindayim.
O günkü yardimcim Claudia kosusturuyor masadan masaya.
Kapinin açilmasiyla meyhanenin alisilagelmis gürültüsü
azaliyor. Bir süre sonra da tamamen kesiliyor. Sinek uçsa
duyulacak sanki.
Kapida Kleiner dikiliyor. Inanilacak gibi degil.
Bunca erken gelsin! O ne, gömlegi yer yer yanmis. Eli yüzü
is içinde. Savastan çikmis gibi. Gömleginin sol
kolunu sivamis dirsegine kadar. Yüzü kapkara olmus isten.
Bardan çikip, yanina gidiyorum. Sol kolunda yer yer yanik
izleri var. Küçücük boncuk gözleri, insanlarin
tepkisini anlamak ister gibi iyice açilmis.
"N`oldu Kleiner?"
Konusmadan önce uzun uzun düsünüyor.
Anlatacaklarinin tadini çikarmak ister gibi. Agir agir konusuyor:
"Evim yandi da!"
Oturduklari yerden kalkip, yanimiza gelenler
oluyor. "Hallo Kleiner!" diyorlar.
Kleiner`in acilari diner gibi oluyor. Yeryüzünün
en mutlu, en muhtesem gülüsü oturuyor yüzüne.
Yalnizlik acilari dinmis bir Kleiner var simdi karsimda. "Nasil
oldu, vah vah..." diyen insanlara hiç üsenmeden,
tek tek "Her sey yolunda, yolunda..." diyor. Bara yürüyoruz.
"Istersen," diyorum, "elini yüzünü
yika, ben de yardim ederim, ha?"
Oyuncagi elinden aliniverecek bir çocuk
gibi korkuyor. "Hayir!" diyor, kesin.
Yakindan bakinca kolundaki yaranin sadece bir
kizariklik oldugunu görüyorum.
O istemeden veriyorum kirmizi Fransiz sarabini. Metal bes markligi
atiyor tezgâha. Yanina gelen herkese anlatiyor yangini. Yardim
istememis kimseden. "Kendim söndürdüm,"
diyor, "yorganimla!" Ekliyor sonra, "Her sey yolunda,
yolunda!"
O gün meyhanenin bütün müsterileriyle
çene çaliyor Kleiner. Içki ismarlamak isteyenlere
de, "Bugün fazla kaçirmayayim, bir kadeh sarap
yeter, tesekkür ederim!" diyor, kibarca.
Geldigi gibi, eli yüzü kapkara, gece
yarisina dogru "Her sey yolunda, yolunda..." diyerek gidiyor
Kleiner.
Bir sonraki gün her zaman geldigi saatte
geliyor Kleiner. Kolu kirli bir bezle sarilmis. Bir gün önceki
kadar olmasa bile, çene çaliyor meyhanenin müdavimleriyle.
Yangini anlatiyor, bir gün öncekince ilgi göstermeseler
bile, dinliyorlar Kleiner`i.
Günler geçtikçe, kendi dünyalarina
çekiliyor insanlar. Daha "önemli" seyler konusuluyor.
Kleiner`i görmez oluyorlar. Onun "Her sey yolunda, yolunda..."
deyisini duymaz oluyorlar.
O günlerde Kleiner`in "Hallo"
diyecek insan arayan bakislarina, kocaman bir saskinlik ekleniyor.
Ve günden güne büyüyor bu saskinlik. Kolundaki
sargi da çikiyor artik. "Iyi olmus" yaniklari.
Yine bir hafta sonu. Günlerden cumartesi.
Kapi açiliyor. Kapida dikilen insani tanimakta zorlaniyorum.
Yoksa? Evet, bizim Kleiner bu. Eli yüzü is içinde.
Saçlari ütülenmis, yanmis yer yer. Bu kez sag kolu
yanik bir parça. Önce bir suskunluga bürünüyor
meyhane. Ardindan kahkahalar, kahkahalar... Kimse dönüp,
bakmiyor Kleiner`e. Baksalar da, gözgöze gelmek istemiyorlar.
Gülüyorlar sadece.
Kleinere benden baska kimse "N`oldu?"
demiyor. Kleiner, benden baska "Evim yandi da!" diyecek
insan bulamiyor.
Sadece konusmak için, sadece "Her
sey yolunda, yolunda..." diyebilmek için ikinci kez
evini yakan bu küçücük adam, sizi oluyor yüregimde.
Sakliyorum sizimi ve topyekün acima duygularimi.
"Otur, zikkimlan sarabini!" diyorum.
"Her sey yolunda, yolunda..." diyor.
|