Startseite
aktuell
Bibiografie
Kritiken
Leseproben
über Habib Bektas
kontakt
Fotos: ©Bernd Böhner
aktualisiert am: 25.01.2003 17:37
 


KLEINER

Hiç burnu yoktu sanki; dümdüz bir yüz. Gözleri küçücük boncuklar gibiydi, mavis. Hele yürüyüsü; kayarcasina yürürdü, hizli hizli. Herkes "Kleiner" diye sesleniyordu ona. O da alismis olmaliydi buna. Asil adini bilen yoktu. Belki kendisi de unutmustu artik.

Ilk kez ne zaman geldi, animsayamiyorum. Insanlar vardir, bir topluluga, bir kuruma gelip, katilirlar. Oradaki insanlara öylesine uyarlar ki, sanki hep ordaymisçasina algilanirlar. Ve ilk gelisleri animsanmaz. "Kleiner" de böyleydi; meyhane sakinlerinden biri olmustu artik.

Her aksam saat 22.oo sularinda gelirdi. Meyhaneye girer girmez fildir fildir dönen boncuk gözleriyle herkesin yüzüne bakardi, özenle. Baktigi gözlerde merhaba denecegine iliskin en küçük bir kivilcim görse sevinir, "Hallo, her sey yolunda, yolunda..." derdi. Sonra da bara geçer, parasi varsa bir Fransiz sarabi ismarlardi. Bana da "Her sey yolunda, yolunda..." demeyi savsaklamazdi. Bir kadehten fazla sarap içtigini hiçbir zaman görmedim. Parasi olmadigi zaman da, bir süre barda dikilir, bir sey içmeden giderdi. Önermeme karsin, veresiye içmezdi.

Insanlarin zamanlari yoktu Almanya`da. Bizim meyhane Almanya`daki bir ada da olsa, sonuçta yine Almanya`ydi. Küçücük sevinçlere, merhabalara zaman yoktu. "Kleiner"in her aksam "Her sey yolunda, yolunda..." deyisini de kimse duymak istemiyordu. Çünkü insanlar, özellikle birkaç kadeh içkiden sonra, "Almanya`nin kültür politikasini düzeltmeye, Bosna`daki savasi durdurmaya, terbiyeli yabancilara nasil yardim edilebilecegini düsünmeye, Türk Kürt çatismasini önlemeye, karsisinda oturan ögrenci kizi becermeye..." çalisiyorlarmis. Öyle demisti, çok sarhos oldugum bir gün, çok sarhos bir müsteri!

Kimbilir, belki de "Kleiner"in bütün aksam masalarina oturup, üstlerinde kalmasindan korkuyorlardi.

Nedir, "Kleiner" hiçbir zaman yilmazdi. Her gün ayni saatte, ayni tavirla meyhaneye girer, "Her sey yolunda, yolunda..." diyecek insan arardi.

Kleiner`in nerede, hangi kosullarda kaldigini bilmiyordum. Bazi günler benimle biraz çene çalar, belirli kurumlara söverdi. En çok "gicik aldigi" kimseler, ev sahipleriydi. Sosyal Yardim Dairesi'ne de kiziyordu. Sövgü listesi Bonn`a dek uzaniyordu.

Kimi zaman yaninda kiris kiris olmus kâgitlar getirir, "Oku bunlari, oku!" derdi. Reklam amaciyla çogaltilmis kagitlarin arka yüzüne "siirler" yaziyordu. Ne yazik ki, yazisini okuyamiyordum. Bir gün, "... birkaç yil cezaevinde yattigini!" anlatti. Nedenini sormadim.

Meyhane`nin müdavimleri taniyorlardi artik Kleiner`i. Onu gördüklerinde baslarini öteki tarafa çevirseler, selam vermeseler bile taniyorlardi. Bir Kleiner vardi, ve o, meyhaneye aitti.

***

Kalabalik bir cumartesi aksami. Ben barin arkasindayim. O günkü yardimcim Claudia kosusturuyor masadan masaya. Kapinin açilmasiyla meyhanenin alisilagelmis gürültüsü azaliyor. Bir süre sonra da tamamen kesiliyor. Sinek uçsa duyulacak sanki.

Kapida Kleiner dikiliyor. Inanilacak gibi degil. Bunca erken gelsin! O ne, gömlegi yer yer yanmis. Eli yüzü is içinde. Savastan çikmis gibi. Gömleginin sol kolunu sivamis dirsegine kadar. Yüzü kapkara olmus isten. Bardan çikip, yanina gidiyorum. Sol kolunda yer yer yanik izleri var. Küçücük boncuk gözleri, insanlarin tepkisini anlamak ister gibi iyice açilmis.

"N`oldu Kleiner?"

Konusmadan önce uzun uzun düsünüyor. Anlatacaklarinin tadini çikarmak ister gibi. Agir agir konusuyor:

"Evim yandi da!"

Oturduklari yerden kalkip, yanimiza gelenler oluyor. "Hallo Kleiner!" diyorlar.

Kleiner`in acilari diner gibi oluyor. Yeryüzünün en mutlu, en muhtesem gülüsü oturuyor yüzüne. Yalnizlik acilari dinmis bir Kleiner var simdi karsimda. "Nasil oldu, vah vah..." diyen insanlara hiç üsenmeden, tek tek "Her sey yolunda, yolunda..." diyor. Bara yürüyoruz.

"Istersen," diyorum, "elini yüzünü yika, ben de yardim ederim, ha?"

Oyuncagi elinden aliniverecek bir çocuk gibi korkuyor. "Hayir!" diyor, kesin.

Yakindan bakinca kolundaki yaranin sadece bir kizariklik oldugunu görüyorum.
O istemeden veriyorum kirmizi Fransiz sarabini. Metal bes markligi atiyor tezgâha. Yanina gelen herkese anlatiyor yangini. Yardim istememis kimseden. "Kendim söndürdüm," diyor, "yorganimla!" Ekliyor sonra, "Her sey yolunda, yolunda!"

O gün meyhanenin bütün müsterileriyle çene çaliyor Kleiner. Içki ismarlamak isteyenlere de, "Bugün fazla kaçirmayayim, bir kadeh sarap yeter, tesekkür ederim!" diyor, kibarca.

Geldigi gibi, eli yüzü kapkara, gece yarisina dogru "Her sey yolunda, yolunda..." diyerek gidiyor Kleiner.

Bir sonraki gün her zaman geldigi saatte geliyor Kleiner. Kolu kirli bir bezle sarilmis. Bir gün önceki kadar olmasa bile, çene çaliyor meyhanenin müdavimleriyle. Yangini anlatiyor, bir gün öncekince ilgi göstermeseler bile, dinliyorlar Kleiner`i.

Günler geçtikçe, kendi dünyalarina çekiliyor insanlar. Daha "önemli" seyler konusuluyor. Kleiner`i görmez oluyorlar. Onun "Her sey yolunda, yolunda..." deyisini duymaz oluyorlar.

O günlerde Kleiner`in "Hallo" diyecek insan arayan bakislarina, kocaman bir saskinlik ekleniyor. Ve günden güne büyüyor bu saskinlik. Kolundaki
sargi da çikiyor artik. "Iyi olmus" yaniklari.

Yine bir hafta sonu. Günlerden cumartesi. Kapi açiliyor. Kapida dikilen insani tanimakta zorlaniyorum. Yoksa? Evet, bizim Kleiner bu. Eli yüzü is içinde. Saçlari ütülenmis, yanmis yer yer. Bu kez sag kolu yanik bir parça. Önce bir suskunluga bürünüyor meyhane. Ardindan kahkahalar, kahkahalar... Kimse dönüp, bakmiyor Kleiner`e. Baksalar da, gözgöze gelmek istemiyorlar. Gülüyorlar sadece.

Kleinere benden baska kimse "N`oldu?" demiyor. Kleiner, benden baska "Evim yandi da!" diyecek insan bulamiyor.

Sadece konusmak için, sadece "Her sey yolunda, yolunda..." diyebilmek için ikinci kez evini yakan bu küçücük adam, sizi oluyor yüregimde. Sakliyorum sizimi ve topyekün acima duygularimi.

"Otur, zikkimlan sarabini!" diyorum.

"Her sey yolunda, yolunda..." diyor.

webmaster@habibbektas.com
zurück zur Startseite
nach oben
©Ralf Bergmann