Startseite
aktuell
Bibiografie
Kritiken
Leseproben
über Habib Bektas
kontakt
Fotos: ©Bernd Böhner
aktualisiert am: 25.01.2003 17:37
 

GÖLGE KOKUSU

Annem yok. Var ama, yok. Eve gelmedi çünkü. Bekliyoruz, yine gelmiyor. Uyudum, uyandim, annem yine yok. Gözlerimi kapatiyorum. Yüze kadar sayiyorum. Yüze kadar sayinca annem gelecek diyorum. Gözlerimi açip, bakiyorum; annem yine yok! Aglamiyorum ama. Kirli agliyor. Kirli’ye "Aglama," diyorum.
Nurten teyze evine gidemiyor. Annem yok ya! Nurten teyze pencerenin basindan ayrilmiyor. Nurten teyzenin etegini çekistiriyorum. Bana kiziyor. Kizinca, biyiklari daha çok belli oluyor. Nurten teyzenin dudaklarinin üstünde biyik gibi tüyler var. Nurten teyze güzel degil. Annem güzel. Nurten teyze mutfak kokar hep. Kötü bir koku degil. Yemek kokusu gibi bir sey. Annem çimen kokar. Annem bahar kokar. Kirli’nin kokusu, benim kokum. Ama nasil bir koku oldugunu anlayamiyorum. Herkesin kokusunu biliyorum, kendi kokumu bilmiyorum. Kirli’ye "Aglama!" diyorum. "Annemiz gelecek!"
Yine aksam. Yine karanlik oluyor. Nurten teyze kiziyor. Nurten teyze bagiriyor. "Bu ikinci gün! Nerde kaldi bu kadin!" "Annem," diyorum bir seylerden korkarak. "Hee, annen olcek kadin!" diyor Nurten teyze. "Benim de evim ocagim var, bu ikinci gün! Haber de salamadim!" Agliyor Nurten teyze. Aglamasi bitince öfkeleniyor: "Rahat batiyor bunlara anam, rahat batiyor!"
Nurten teyzenin biyiklarina bakiyorum. Nurten teyzenin evinin yani sira, ocaginin da olmasi tuhafima gidiyor. Korkuyorum, ocagini soramiyorum. Rahat nasil batar, onu da bilmek istiyorum. Ama Nurten teyze sinirli. Nurten teyzenin yüzü çok kötü. Nurten teyze anneme kiziyor. Onunla birlikte ben de agliyorum. Annem gelir! Annem beni birakmaz. Annem mutlaka gelir.
"Aglama anam," diyor Nurten teyze, "aglama igde çiçegi kokulum, senin ne suçun var!" Sariliyor Nurten teyze bana.
Kapi mi çalindi? Bilmiyorum. Dört amca geliyor. Nurten teyzeyle konusuyor amcalar. "Kimi kimsesi yok mu bunlarin? Babasi, babasi nerde?" diyorlar. "Bilmem" diyor Nurten teyze, agliyor. "Benim de yavrularim var, benim de evim ocagim var, bu ikinci gün, ben gideyim!" diyor. Bagiriyor amcalardan biri. "Bu ne olacak?" derken beni gösteriyor. Nurten teyze çaresizlik içinde,"Bilmem ki, bilmem ki polis amcalari!" deyince, amcalara iyice bakiyorum. Onlari bir türlü polise benzetemiyorum. Benim bildigim polisler böyle giyinmez, bellerinde de tabancalari olur.
En arkada dikilen polis amca öne geçiyor. Annemin kitaplarina bakiyor. Kitaplari kitapliktan tek tek çekip, uzun uzun bakiyor, sonra da yere atiyor. Kosup, "Annemin onlar, atma, üzülür!" diyorum. Amca kötü bakiyor bana. Amca omzumdan tutup, Nurten teyzeye dogru savuruyor beni. Polisleri sevmiyorum artik. Beni savuran polis kahraman degil. Kosuyorum yine. Attigi kitaplari toplamak istiyorum. Kötü polis amca daha kötü bakiyor. O kahraman degil ki. O çocuklari kurtarmiyor hiç. "Git lan," diyor, "git basimdan, komunistin dölü!" "Komunistin dölü" ne demek bilmiyorum. "Dölü" sözünü "deli" gibi bir sey saniyorum. "Ben deli degilim!" diyorum. Öteki polis amcalar gülüyorlar. Ben aglamaya basliyorum. "Annem kizacak size!"diyorum. "Babam da kizacak!" Öteki polis amcalardan sapkali olani, "O komünist anan önce kendini kurtarsin!" diyor. Sapkali polis amca da kahraman degil. Onu da sevmiyorum. Komünistin ne demek oldugunu bilmiyorum. Ama Zerrin'in söyledigine göre kötü bir seymis. "Annemin adi komünist degil, Ayten!" diyorum. Gülüyorlar. Annemin kitaplari yerlerde. "Bu sabinin ne suçu var?" diyor Nurten teyze. Agliyor. Sariliyor bana, öpüyor beni. Nurten teyzeyi seviyorum. En önde duran polis amca, "Baska çare yok, anasinin yanina, merkeze götürecegiz," diyor. Merkezin ne oldugunu bilmiyorum. Ama annemin yanina gidecegime seviniyorum. "Parmak kadar çocuk karakola mi götürülürmüs" diyor Nurten teyze, öfkeli. Bagiriyor sapkali polis amca, "Hilton oteline mi götürelim!" En öndeki polis amca, "Çocugun pijamasini filan bir posete koy!" diyor Nurten teyzeye. Ötekilere de, "Iyice bakin saga sola, zabit tutup, kadina imzalatin. Sonra da evine birakiverin!"
Nurten teyze, dedemlere giderken yanimiza aldigimiz çantayi uzatiyor bana. Polis amca benden önce davraniyor. Kapiyor çantayi. Açip bakiyor. Gazete kâgidina sarilmis börekleri görüyor. "Kadin," diyor, "bu ne?" Aglamasi çogaliyor Nurten teyzenin. "Aksam yemegi yemedi daha yavrum!" Polis amca basini iki yana salliyor. Börek paketini koyuyor yine çantaya. "Hadi bakalim," diyor bana, "giy ayakkabilarini!" Sariliyor bana Nurten teyze, öpüyor. Ben seviniyorum. Anneme gidiyorum ya!
Eski, çamur içinde bir dolmusa biniyoruz. Dolmusun içinde iki amca daha var. Bu amcalar da polisler gibi giyinmemis. Tüfekleri var ama. Kisa, tabancaya benzeyen tüfekleri var. Bunlar kahraman olmali. Beni dolmusa getiren amca yanima oturuyor, arkaya. Öndekilere, "Tamam, eve gidiyoruz!" diyor. Bagiriyorum, "Hayir, anneme gidelim!" diyorum. Yanimdaki amca, "Tamam," diyor, "annene gidiyoruz!"
Çantamin içinde neler oldugunu bilmek istiyorum. Açiyorum çantayi. Nurten teyzenin yaptigi kol böreklerinin kokusu dolduruyor dolmusun içini. Ben dolambaçli börek diyorum bunlara. Karnim acikiyor apansiz. Açiyorum paketi. Üç parça börek var. Biri anneme, diye düsünüyorum. Biri bana. Ya polis amcalara? Böregin birini çantanin altina sakliyorum. Birini ikiye bölüp, öndeki polis amcalara uzatiyorum: "Nurten teyze yapti, buyrun!" Öndeki polis amcalar, yanimda oturan polis amcaya bakiyorlar. O, basini salliyor. Annemin baskalarinin yaninda bir seyi yapabilecegime dair bana isaret etmesi gibi bir sey bu. Öndeki amcalar aliyorlar börekleri. Elimdeki böregi de ikiye bölüyorum. Yarisini yanimdaki polis amcaya uzatirken dayanamayip, elimdeki parçadan kocaman bir parça isiriyorum. Yanimdaki polis amca basini iki yana salliyor. "Sagol, ben tokum!" Agzim dolu dolu "Buyrun, bu sizin hakkiniz ama!" diyorum. Gülüyor. "Sen ye de, büyü!" diyor. Bu polis amca ötekilere benzemiyor. Annem için kötü bir sey söylemedi. Arkadaslarina, Nurten teyzeyi de "evine birakin" dedi. Bu polis amca kahraman. "Ben hakkimi yiyorum. Herkese bu kadar düstü, bu da sizin!" diyorum. Polis amca aliyor böregi. Aliyor ama yemiyor. "Simdi karnim aç degil, sonra yerim!" diyor. Sonra da aklina bir sey gelmis gibi, "Çantaya, geriye biraktigin böregi ne yapacaksin?" diyor. Utaniyorum. Ne diyecegimi bilemiyorum. En iyisi dogruyu söylemek olmali. "Anneme..." diye fisildiyorum. Saçlarimi oksuyor. O da fisiltiyla konusuyor. "Iyi" diyor, "annene yemek geliyor ama, iyi bu!" "Annem böregi sever!" diyorum, yine fisiltiyla.
Önden radyo sesine benzer cizirtili sesler geliyor. Sürücünün yaninda oturan amca "Veriyorum efendim!" diyor. Yanimda oturan amcaya bir mikrofon uzatiyor. Yanimdaki amca anlamadigim bir seyler konusuyor. Sonra da "Yok, adam yok, sadece çocugu getiriyoruz.... Ne yapmaliydik ki! Nereye birakacaktik! Bakici kadin ‘almam’ dedi. Bakiyorlar. Tamam!"
Mikrofonu öndeki amcaya veriyor yine. Bana dönüyor.
"Anneni çok mu seviyorsun sen?"
"Çoook!"
"Tamam, tamam! Gözlerini o kadar açma. Çok sevdigine inandim."
"Annem bütün masallari bilir." diyorum. "Fil gibi yürüyebilir, ördek gibi ötebilir, kanguru gibi ziplayabilir..."
"Vay be, az sey degil!" diyor polis amca. Ekliyor sonra. "Peki, babani da seviyor musun?"
Sasiriyorum. Ne diyecegimi bilemiyorum. Çantami açiyorum nedensiz. Kirli'yi görüyorum o anda. Seviniyorum Kirli'nin orda olusuna. Kirli, bir maymun. Maymun gibi görünür. Ama öteki maymunlara benzemez. Benim arkadasim. Kirli'yle birlikte uyuruz hep. Kirli beni dinler. Kirli'ye kendi uydurdugum öyküleri anlatirim. O da bana anlatir. Kirli'ye siir bile ögrettim ben. Annem de sever Kirli'yi. Nurten teyzenin Kirli'yi sevip sevmedigini bilmiyorum. Adini annem koydu Kirli'nin. Annem Kirli'yi getirdigi günlerde, ben yemek yerken ona da yedirmeye çalisiyordum. Üstünü çok kirletti. "Suna bak," demisti Nurten teyze, "kir içinde, kirli!" Annem de, "Adi Kirli olsun!" demisti. Babam hiçbir sey demez. Babamin isi çok. Babam eve az geliyor. Babam beni sevip, gidiyor. Babam az konusuyor. Babam hep korkuyor. Babam hep kaçiyormus. Babami ögretmenlikten atmislar. Babam korkmaz benim. Babam kaçmaz. Posta müdürünün kizi Zerrin yalan söylüyor. Babam komünist degil. Annem de degil. Zerrin yalan söylüyor. Zerrin'i sevmiyorum. Zerrin'i Kirli de sevmiyor. Nurten teyze de sevmiyor.
Kirli'ye sariliyorum. Kirli'ye iyice sariliyorum. Polis amcanin söyledikleriyle, Kirli'nin söyledikleri birbirine karisiyor. Düsümde dedemi görüyorum. Dedem agliyor. Dedemi aglarken hiç görmemistim. Ben de agliyorum. Dedem "Aglamak istiyorsan agla," diyor. "Ben aglamiyorum, Kirli agliyor!" diyorum. Basindan sarigini çikariyor dedem. Gözyaslarimi silerken, "Dogru, Kirli agliyor!" diyor.
Gözlerim kapali. Önce kokusunu duyuyorum annemin. Annemin kokusu hiçbir kokuya benzemez. Kimselerde yoktur onun kokusu. Gözlerim kapali olsa, çok çok insanlar olsa, içlerinde de annem olsa, tek tek o insanlari koklasam, tanirim annemin kokusunu. Bir de dedemin kokusunu. Dedem günes kokar. Biraz da toprak. Ama annem... Annem, anne gibi kokuyor. Annem kendisine kokuyor. Annem çimen kokuyor, yemyesil çimen, çiçekler gibi. En çok da boynu kokuyor.
Gözlerimi açiyorum. Geriye çekilip, annemi görmek istiyorum. Annem birakmiyor. Sariyor beni, sariliyor. Canim aciyor. Annemi görmek istiyorum. Annemin yüzünü görünce dayanamayip, aglamaya basliyorum. Yine sariyor annem beni, sariliyor bana.
Annemin gözleri kipkirmizi. Annemin dudaginin ucu sismis. Gözleri de sismis. Annem baska olmus. Annem aglamis, seziyorum bunu.
Yine sariliyor annem.
Sirtimda pijamalarim var. Yanibasimizda da Kirli oturuyor. Aklima börekler geliyor:
"Börek!" diyorum.
Kanlanmis, yorgun gözlerini açmaya çalisiyor annem:
"Ne böregi?"
"Sana börek getirmistim, dolambaçli börek!"
"Haa," diyor annem, "börekler mi, yedim onlari."
"Börekler degil, börek, bir parçaydi. Nurten teyze yapti!"
"Demek bir parçaydi!" diyor annem, düsünceli. "Evet evet, yedim. Çok güzeldi. Iyi etmissin getirmekle."
Inanmiyorum anneme. Çevreme bakiyorum. Küçük bir odadayiz. Duvarlar çok kirli. Kapi kapali. Kapinin üst yaninda küçük bir pencere. Pencerenin camlari beyaza boyanmis. Oldukça yüksek. Oraya yetisemem. Yatagin oldugu tarafta iki küçük pencere daha var. Çok yüksekteler. Önlerinde de demir parmakliklar var. Disariya bakmak olanaksiz. Disarisi görünmüyor. Oda kokuyor. Eksi eksi kokuyor.
"Hadi," diyorum anneme, "eve gidelim!"
Annem gülümsüyor. Gülümserken dislerini sikiyor. Cani aciyor olmali. "Acele etme, Küçük Maymunum!" diyor. Annem bazen "Küçük Maymunum" der bana. Annem üzgün, annemi güldürmek istiyorum. Kirli'nin elinden tutup, evde yaptiklarimi yapiyorum. Kirliyi agaçlarin dallarinda uçuruyorum. Sonra Kirli'yle oturup, bitlerimizi temizliyoruz. Kafamizi kasiyoruz. Bitleri agzimiza atiyoruz. Ve maymunlar gibi bagiriyoruz. Gösteri bitince anneme bakiyorum. Annem gülmüyor. Tam tersine, aglamaya basliyor. "Aglama," diyorum anneme. Yüzünü öpüyorum. Yarali, sismis gözünü öpüyorum. Ve soruyorum anneme:
"Anne, biz hapis miyiz burda?"
"Yok, nerden çikariyorsun bunu?"
"Peki neden gitmiyoruz öyleyse?"
Annemin yanitini beklemiyorum. Kapiya kosuyorum. Kapi açilmiyor. Kapi kilitli. Kapiya bir tekme atiyorum. Ayagim aciyor. Annem kalkiyor yerinden. Annem topalliyor yürürken. Kucagina almak istiyor beni. Direniyorum. Biraz önce oturdugumuz sedire benzeyen yataga kosuyorum. Yanima geliyor annem. Ayaklarina baktigimi anlamis olmali. "Uyusmus, oturmaktan..." diyor. "Bizi hapis ettiler!" diyorum. Annem toparliyor kendini:
"Yok Küçük Maymunum, uyduruyorsun yine! Çok kisa bir süre burada kalacaksin. Yarin gidebilirsin saniyorum. En geç yarindan sonra"
"Hayir, diyorum, "ben sensiz hiçbir yere gitmem!"
"Dedenle de gitmez misin?"
"Giderim ama, sen de gelirsen!"
Düsünüyor annem uzun uzun:
"Benim birkaç gün daha burada kalmam gerekebilir. Dedene haber gitti. Gelip seni almasi için..."
"Sen neden kalacakmissin ki?"
"Öyle gerekiyor," diyor annem, düsünceli. "Bazi seyleri sorup, ögrenmek istiyorlar."
"Kim onlar?"
"Polisler!"
"Onlar da okula gitsinler. Senin okuluna gelsinler. Senin anlattiklarini dinlesinler. O zaman ögrenirler."
"Onlari degil, baska seyleri ögrenmek istiyorlar. Babani da soruyorlar. Onun nerede oldugunu ögrenmek istiyorlar."
"Bana da sordular!" diyorum.
"Ne dedin?" diyor annem.
Düsünüyorum. Gerçekten sorup sormadiklarini animsayamiyorum. Sordularsa, ne dedigimi de animsayamiyorum.
"Eve gelen polislerin hepsi kahraman degillerdi!" diyorum.
"Nerden anladin?"
Hay Allah, ben hep böyle yaparim. Düsünmeden bir lafa baslar, sonunu söylemeye de korkarim. Bilirim ki, annem üzülecek.
"Iste." diyorum, "kahraman degillerdi!"
"Komünistin dölü" mü, "deli" mi, neyse, onu söylediklerini anlatmiyorum anneme. Kitaplari o kötü polis amcanin yere attigini da söylemiyorum. Annem üzülür.
"Nurten Hanim korkmustur?" diyor annem.
"Neden korkacakmis, yaninda ben vardim ya!" diyorum. "Yalniz, agladi biraz."
"Evde mi kaldi?"
"Evde kaldi ama, o kahraman olan polis, Nurten teyzeyi kendi evine birakmalarini söyledi!"
Annem "Sabah olmustur!" deyince, tepedeki küçük pencerelere bakiyorum. Demir çubuklari görüyorum. Ve o tuhaf boya! Isigi engelliyor. Anneme sariliyorum. Korkuyorum nedense.
"Anne, biz hapisteyiz! Biz bir sey yapmadik ki! Neden?
Yüzümü öpüyor annem.
"Hapishane degil! Buna "sorgu" deniyor."
Baska bir sey demiyorum. Bir süre sonra bir kadin geliyor. Annemle beni disariya çikariyor. Kirli'yi de aliyorum yanima. Kadin hiç konusmuyor. Annem de konusmuyor. Disarida, koridorun sonuna gidiyoruz. Ömrümde bu kadar pis tuvalet görmedim. "Ööö!" diyorum. "Haklisin, pis!" diyor annem. "Ama kakani yapmalisin, çisini de. Sonra da elimizi, yüzümüzü yikayacagiz!"
"Burda, bu pis tuvaletin içindeki suyla mi?"
"Evet," diyor annem.
Kapinin önünde bekleyen kadin söylenmeye basliyor:
"Çabuk olun biraz! Sirf siz degilsiniz tuvalete gidecek!"
"Kapidaki teyze de mi tuvalete girecek, anne?"
"Hayir," diyor annem, "öteki tutuklular!"
O zaman bizim tutuklu oldugumuzu iyice anliyorum. Tutuklu ne demek tam olarak bilmiyorum. Dedeme soracagim. Annem cebinden bir bez parçasi çikariyor. Islatiyor bezi. Islak islak cebine koyuyor yine. Ne yaptigini anlamak istiyorum. "Sus" diyor bana fisiltiyla, "sonra anlatirim."
Odamiza geldikten sonra bir baska teyze peynir, ekmek, reçel ve su getiriyor. Plastik tepsiyi yatagin üzerine birakirken, "Kahvaltiniz" diyor. Reçeli begenmiyorum. Ninemin gönderdigi çilek reçeline benzemiyor hiç. Peynir de güzel degil. Sadece su içiyorum. Annem, "Yemelisin!" diyor. Annem üzülmesin diye ekmegin ucundan bir parça isiriyorum.
Annem biraz önce tuvalette islattigi bez parçasini çikariyor cebinden. Içme suyumuzdan biraz daha döküyor üzerine. Islak bezi sismis dudaginin üstüne bastirirken, "Suyu bol getirdiler, tuvaletten almaya gerek yokmus," diyor.
Anneme bakiyorum. Içimden aglamak geliyor. "Neden?" diyorum.
"Soguk su iyi gelir," diyor.
"Onu sormuyorum, neden sisti?"
"Söyledim ya, uykusuzluktan!" diyor annem. Benim inanmadigimi da seziyor. "Sana yalan söyleyecek halim yok ya, Küçük Maymun!"
"Biliyorum, söylemezsin!" diyorum.
"Öykülük yeni birileri var mi?" diyor annem.
Düsünüyorum.
Bu bir oyun. Annemle birlikte oynadigimiz bir oyun. Kimi zaman yalnizken de oynuyorum. Gördügümüz, izledigimiz insanlar için öykü uydururuz biz. Ad veririm öyküsünü uydurdugum insana. Ona uyan bir ad. Tanidik insanlarla olmuyor nedense, çok denedim. Tanidigim insanlarin kendi öyküleri oluyor. Posta Müdürünün kizi Zerrin kaç kez öyküsünü anlatmami istedi. "Olmaz" dedim tabii. Çünkü Zerrin'i taniyorum. Onun öyküsünü de biliyorum. O kendi öyküsünü bilmiyor. Sasiyorum buna. Ama simdi polis amcalarin öyküsünü anlatmak istemiyorum. Hem onlari annem görmedi ki! Düsünüyorum...
"Bizi tuvalete götüren kadinin öyküsüne ne dersin?"
Canim istemiyor. Teyzenin yüzüne iyice bakmadim ya:
"Onun öyküsü yok!"
"Dur sana bir masal anlatayim da vakit geçsin!"
"Anlatmazsan geçmez mi?"
"Geçer ama, masal anlatirsak daha çabuk geçer."
"Hangi masal?"
Düsünüyor annem.
"Ayicik ile Kurnaz Tilkinin Serüveni. Ha, ne dersin?"
"Tamam, uyumak yok ama!" diyorum.
Anneme yaslaniyorum. Kirli'yi de kucagima aliyorum. Annem ne zaman masal anlatsa, yaslanirim kucagina. Burnumu annemin boynuna yaklastiririm. Annemin kokusunu içime çekerim. Sonunda da hep uyur kalirim. Bu kez uyumayacagim ama. Uyumayacagim.
Annem daha anlatmaya baslamadan kapi açiliyor. Bizi tuvalete götüren teyzeyle tanimadigim bir amca. "Nasilsiniz?" diyor amca. Annem yanitlamiyor.
"Çocuk nasil?" diyor amca. Annem yine sesini çikarmiyor. Annemin yüzüne bakiyorum. Annem karsiya, duvara bakiyor. Annem çok öfkeli bakiyor. Duvarda bir sey görmüyorum ama, ben de oraya bakmaya basliyorum. Duvara bakiyorum annem gibi. Kaslarimi çatiyorum. Öfkeli bakiyorum. Konusunca, yine amcaya dönüyorum.
"Verdiginiz adresteki kisiye Manisa Valiligi kanaliyla durumu bildirdik. Dedesi oluyor, degil mi? Çocuk gidinceye dek bekleyecegiz, sorgu için." Amca, durup düsünüyor biraz. Sonra sevmedigim bir gülüsle, "Yine de bu sizin tutumunuza bagli. Her an sorgu baslayabilir!" diyor.

webmaster@habibbektas.com
zurück zur Startseite
nach oben
©Ralf Bergmann