Startseite
aktuell
Bibiografie
Kritiken
Leseproben
über Habib Bektas
kontakt
Fotos: ©Bernd Böhner
aktualisiert am: 25.01.2003 17:39
 

Cennetin Arka Bahçesi

Çardagin altinda oturuyoruz. Agliyor Öykü abla. Konusmuyorum artik. Aglama Öykü abla, demiyorum. Deryaya bakiyorum.

Ben deryayi görüyorum. Öykü abla görmüyor. Ben deryaya bakiyorum. Deryada bir büyük, bir de küçük kayik var. Büyük kayik yürüyor. Küçük kayik duruyor gibi. Belki de yürüyordur. Belli olmuyor.

Utaniyorum, kiziyorum kendi kendime. Mutlaka yanlis bir sey yaptim. Öykü ablayi aglattim. Öykü ablam aglayinca çok üzülüyorum.

Alet dönüyor daha. Yanina gidiyorum Öykü ablanin. Uzanip aleti kapatiyorum. Elimi tutuyor Öykü abla. Korkuyorum. Acaba yanlis bir sey mi demistim? Korktugumu anliyor. "Korkma," diyor. "Ben korkmuyorum ki," diyorum. Elimi birakmiyor. Birakmasin. Hiç birakmasa, gece birakmasa, gündüz birakmasa, bir sey demem. Kendine çekiyor beni. Yüzüm yüzüne yanasiyor. Burnum neredeyse burnuna degecek. Öykü abla gözlerimin içine bakiyor. Onun gözlerinin karasinda kendi yüzümü görüyorum:

"Çakir, yalan söylemiyorsun degil mi?"

Düsünüyorum. "Bilmem," diyorum.

"Insan," diyor, "yalan söyleyip söylemedigini bilmez mi hiç?"

"Ben bilmem, unuttum."

Kaslari çatiliyor Öykü ablanin. Elimi birakiveriyor. Deryaya dönüyor. Sigarasini yaktigi kibriti yere atiyor. Egilip kibriti aliyorum yerden. Kiziyor. Kül tablasini yere ativeriyor. Kirilmiyor kül tablasi. Ama içindeki izmaritler, kibrit çöpleri, küller yerlere saçiliyor. Elimi masanin üstüne koyuyorum. Istiyorum ki, Öykü abla elimi gene avcunun içine alsin. Almiyor. Küsmüs mü? Yok, Öykü ablam küsmez.

Çardagin altini biraz önce sulayip süpürmüstüm. Yere saçilanlari topluyorum. Sonra da nar agacinin altina gidiyorum. Ben hep nar agacinin altina giderim. Isim olmazsa giderim. Nar agacinin altinda beni kimse göremez. Bu nar agaci da çocukmus. Daha bes yasindaymis. Benden küçük. Duvarin dibine otururum. Oturdugum yerden derya görünür. Öykü ablanin oturdugu masa da görünür. Öykü ablanin herifi evde olunca hep orda otururum. Ama Öykü ablanin herifi buraya az gelir. Bir hafta gelmez, sonra gelir. Gider, bir hafta geçer, gene gelir. Bir gün kalir, sonra defolur gider!

Simdi isim yok. Gâvurlar gittiler. Istanbul'dan gelenler de gittiler. Ben Istanbul'u görmedim daha. Izmir'i bir defa gördüm. Orasi Izmir'di, ama Izmir degildi. Otobüslerin yuvasiydi. Oraya garaj denir. Oralardan insanlar gelirler. Buraya, Cennet'e. Ama az gelirler. En çok insan, gâvurdan gelir.

Ben gâvurlarin sehirlerini de görmedim. Uzakmis ya! Oralardan gelen insanlar saridir. Ben de sariyim biraz. Ama onlar kadar degil. Kis bitince gene geleceklermis. O zaman gene çok çalisacagim.

Onlar gidince, hepsi gidince, "Ben gelmeyeyim artik, is bitti Öykü abla!" dedim. "Olmaz," dedi Öykü abla, "sen sadece isçi degilsin ki, benim arkadasimsin!"

Gözlerine baktim Öykü ablamin:

"Dogru mu?"

Güldü:

"Tabii ayol," dedi, "sen benim arkadasimsin!"

"Herifin?" dedim, "herifin var senin!"

"Suna bak," dedi, "koca adam olmus da, herifimi kiskaniyor!" Elindeki kâgit peçeteyle de sümügümü siliverdi. Kendimi yumruklayasim geldi. Sümügüme çok kizarim ben. Benim sümügüm hep akar. Yazin da akar, kisin da akar. Anam "Sümüklü!" der bana.

Sümügümü sildikten sonra güldü. Öykü abla gülünce çok güzel olur. Disleri çikar ortaya, ak, apak. Gülüsü su gibidir, deryayi düsünürsün o gülünce. "Herifin" dedigim için kizmadi. Eskiden kizardi. "Herif degil onun adi, benim arkadasim!"derdi. Kari ya da kadin dedim mi, gene kizar. "Kadin, hanim, bayan" demeliymisim. Ben de öyle söylemek istiyorum. Ama hep unutuyorum. Babam da öyle diyor; kari! Ben bilmem.

Öykü abla "Çakir" diyor. Ayaga kalkiyorum. Ama sesimi çikarmiyorum. Gene "Çakir," diyor. Bagirmiyor, ama sesini duyuyorum. Utaniyorum. Onu aglattim ya! Ben Öykü ablamin yanina gitmek istemiyorum, ama ayaklarim gidiyor.

Öykü abla deryaya dönmüs. Masa arkada kalmis. Benim sandalyem bos, ama oturmuyorum. Masaya dayaniyorum. Öykü abla bana dönmeden, yüzüme bakmadan konusuyor:

"Çakir, anlattiklarin dogru mu?"

Konusmak istiyorum, konusamiyorum. Öykü ablanin yüzünü görmeden konusamam ki! Masayi dolaniyorum. Öykü ablam yanimda simdi. Egilip yüzüne bakiyorum. Gözleri islak daha. Ama aglamiyor artik. Bir gülse. Düsünüyorum, anlattiklarimi düsünüyorum. Bilmiyorum ki! Çok oldu memleketten çikali:

"Bilmem," diyorum, "unuttum, çok oldu köyden geleli."

Bagiriyor Öykü abla. Çok bagiriyor. "Deli misin sen!" diyor. "Insan ya dogru söyler, ya yalan. Ve bilir söylediginin dogru olup olmadigini!"

Dayanamiyorum artik. Ben de agliyorum. Sesim çikmiyor, hiçbir sey demiyorum, agliyorum. Aglamak istemedigim halde agliyorum. Gözümden yaslar geliyor. Bir yandan da seviniyorum. Öykü abla görmüyor agladigimi.

Deryadaki kayiklar gitmis. Küçük kayik da yürüyormus. Günes denize dogru devrilmis. Ama aksama daha çok var.

Aglamiyorum artik. Deryaya bakarken unutmusum aglamayi. Biraz bogazim yaniyor. Sümügümü koluma siliyorum. Sonra da Öykü ablama bakiyorum. Görmemis. Sümügümü koluma sildim mi, kizar. Bana kagittan mendiller verir. Ama unuturum, sümügümü gene koluma silerim.

Öykü ablanin gözleri görünmüyor. Egiliyorum. Yine göremiyorum. Burnunu görüyorum. Saçlarini görüyorum. Kulagini, birazcik da yanagini. Entarisindeki çiçeklere bakiyorum. Öykü ablam papatyali entarisini giymis bugün. Her tarafi papatya. Sirtinda da siyah bir ceket var. Ceketi giymemis, omzuna atmis.

Konusmak istiyorum, agzimi açiyorum, sesim çikmiyor. Öykü ablanin ceketinin kolunu tutuyorum. Istiyorum ki, bana baksin. Onun gözlerini görmek istiyorum. Bakmiyor. Sonra sesim çikiveriyor:

"Bana küstün mü?"

Hiç konusmuyor. Deryaya bakiyor.

"Beni artik sevmiyor musun?"

Deryaya bakiyor.

"Ben gideyim öyleyse!" diyorum.

"Ah Çakir!" dedigini duyuyorum. Dedi ya, bir sey dedi ya, seviniyorum. Gülüveriyorum. Güldügümü görmüyor. Ben gitmeyecektim ki! Ama belki de giderim. Zaten gidecegim. Anam "Erken gel" dedi. Gidecegim, ama Öykü ablayi böyle birakamam ki!

"Çay doldurayim?" diyorum.

"Istemem,"diyor, "sen içmek istersen kendine doldur!" Konustu ya, bana bir sey dedi ya, gene gülüyorum. Benim canim çay istemiyor. Ben çayi sevmem. Çayi babam sever, anam da sever, halam da. Ben sevmem.

"Küs degilsin!" diyorum.

"Degilim," diyor yüzüme bakmadan.

"Ben gideyim!" diyorum.

"Yalanci Çakir" diyor.

"Ben yalanci Çakir degilim!" diyorum.

Dönüveriyor bana. Gözleri büyümüs gibi. Öfkeli degil. Ama üzgün. Anliyorum. Sesi her zamanki gibi degil. Sesi bulut gibi. Bulutlara benziyor. Ben bulutlari çok severim. Bulutlarla resim yaparim. Bulutlardan ev yaparim. Yaptigim ev Öykü ablanin Cennet'ine benzer. Evin önünde büyük bahçe olur. Bahçenin önünde de bir araba. Sari arabalardan. Taksi. Büyüyünce benim de taksim olacak.

Resimleri ben yapmiyorum! Bulutlar yapiyor. Ben bakiyorum, buluyorum bulutlarin yaptigi resimleri. Onlar benim sevdigim resimleri yaparlar. Bazen Öykü ablanin resmini yaparlar. Ben bulurum. Bal resmini yaparlar, birakip geldigimiz köyün resmini yaparlar, keklik yakaladigimiz Dikbayir'in resmini yaparlar. Kimi zaman da Dilan'in resmini. Ama en çok Öykü ablamin resmini.

Bir bakiyorum, Öykü ablanin yüzü karsimda. Öykü abla tutup önüne çekmis beni. Kollarimdan tutmus. "Kos," diyor, "bir sise su al gel!"

"Soguk mu?"

"Yok, diyor, "kasadan!"

Çok hizli kosuyorum. Ayaklarim götüme degiyor. Siseyi veriyorum. Eline su döküyor. Elindeki suyla yüzüme yanasinca, basima gelecekleri anliyorum. Ama hiçbir sey demiyorum. Öykü abla yüzümü yikiyor. Burnumu yikiyor. Sonra da masanin üstünden aldigi kâgit peçeteyle yüzümü siliyor. Baska zaman olsa kizardim, utanirdim, kaçardim. Hiç sesimi çikarmiyorum. Siseyi yere birakiyor. Sonra kendisine çekiyor beni. Ayaklarinin arasina kistiriyor. Gözlerimi yumuyorum. Öykü ablanin yumusakligi, sicakligi çok güzel. Basimi tutuyor, basimi da kendisine çekiyor. Basim memelerinin yumusakligini, sicakligini çok seviyor. Uçar gibi oluyorum.

Öykü abla iyidir. Bir de o herifi olmasa!

Bahar aylariydi. Ben bilmistim. Yer gök çiçek idi. Kamyonla gelmistik. Bir gün gittim. Uzaktan baktim. O da bana bakti. Öykü abla beni görünce hemen konusmadi. Yarin gittim, gene uzaktan baktim. Öykü abla da bana bakti. O zaman Öykü abla degildi daha. Güzel ablaydi. Yarin yarin gittim, gene baktim. O zamanlar bir gün sonra demesini bilmiyordum. Hep yarin diyordum. Yarin yarin yarin gene gittim. Zakkumlarin yanina kadar sokuldum. O zaman zakkum degildi onlar. Güzel çiçekli agaçti. Sonra el etti bana Öykü abla. "Gel!" dedi. Gitmedim. Korktum. Yarin gene gittim. Öykü abla yanima geldi. Konusa konusa geldi. O zaman Öykü abla degildi. Güzel sesli ablaydi. Hep Öykü ablayi dinledim. Hep dinledim ama, onu anlamadim. Onun sesini dinledim. Öykü ablanin sesi su sesi gibi idi. Anamin boynunun altindaki koku gibi idi. Yarin gene gittim. O herif geldi. Öykü ablanin herifi. Yüzüne bakmadim, bakamadim. "Siktir len," dedi, "piç!" Ben gittim. Bana "Siktir" dediler mi, ben giderim. "Siktir" dediler mi, gidilir.

Sonra çok çok yarinlar gittim. Öykü abla bana ekmek verdi. Üstünde bir sey vardi ekmegin. O zaman balli ekmek degildi daha. Zakkumlarin dibinde verdi. Hiç ellemedim. Canim istedi, gene ellemedim. Elim gitti gitti, ama özüm ellemedi.
Yarin gene gittim, Öykü abla, Öykü abla oldu. "Ben Öykü abla," dedi. Ben ona üç kere "Öykü abla" dedim. Verdigi iki ekmegin birini yedim. Ekmek çok güzeldi, tatliydi. Öykü abla "Balli ekmek!" dedi. Ben de "Balli ekmek" dedim. Birini cebime soktum. Öykü abla görmedi balli ekmegi cebime soktugumu. O ekmegi anama götürdüm. Anam pantolonumu yikadi. Cebim yapis yapis olmus.

Ben Öykü ablanin Cennet'inde çöp toplarim. Hiç kimseyle konusmam. Hiç kimselere bir sey demem. Çiçekleri sulamasini da ögrendim. Çok su verince, çiçekler kurur. "Su göllenmemeli!" Öyle diyor Öykü abla.

Cennet'e sari arabayla insanlar gelir. O zamanlar taksi bilmezdim. Sari araba derdim. Bir gün, bir gün, çok gün kalirlar, sonra giderler. Onlar gazete okurlar, kitap okurlar. Onlar günesin altina yatarlar. Onlar gülerler, çok gülerler. Onlar sise sulari içerler. Öykü abla onlara yemek verir. Öykü abla onlara güler. Bana güldügü gibi gülmez. Sesli güler. Bana sessiz güler. Öykü abla saçlarimi ellerse ben çok sevinirim. Öykü ablam saçlarimi elleyince, içimde sicak sicak bir sey oluyor.

Ben Öykü ablanin yanina vardigimda Memo idim. Babam "Memo" diyordu. Anam da "Memo" diyordu. Dilan da "Memo" diyordu. Hüsnü de "Memo" diyordu. Sonra Öykü abla "Çakir" dedi bana. Ben "Çakir" oldum. Ben hep "Çakir" oldum. Öykü ablanin herifi bana Çakir demez. Bana "Len" der. Ama "siktir" demiyor artik. Hiç demiyor. Ben onun yüzüne bakmam. Onun Cennet'e geldigi günler ben ise gitmem. Gene de bazen karsilasiriz.

Sabah oldu. Ben Cennet'e gittim. Çiçekleri suladim. Öykü abla bana çay verdi. Bir de güzel bir sey verdi. Adina "pasta" dedi. Günes tepeye dikildi. Ben evin arkasina gittim. Nar agacinin altina. Insanlar yemek yerken onlara bakilmaz. Hep orda durdum. Sonra o bezi aldim. Masanin üstünde duruyordu. Aldim. Kimse görmedi. Sonra gideyim dedim. Öykü ablanin herifi gördü beni. "Ortada çok dolasma len!" dedi. Ben gidecektim. Kapinin önündeydim. Sari araba geldi. Cebimde Öykü ablanin saçina taktigi, zakkumlarin çiçegi rengindeki bez vardi. Kimse görmedi aldigimi. Öykü ablanin kokusu vardi onda. Koklayacaktim, gece, çok çok koklayacaktim, sonra, gene, aldigim gibi... Öykü ablanin kokusu çok güzeldir. Anam der ya, yayla kokuslu!

Ben sari arabanin önünde kaldim. Sari sari kadinlar indiler. Iki tane. Bir tane de adam indi. O da sari. Sari arabayi süren herif arkadan bavullari indirdi. Ben bavulun küçügüne yapistim. Yükleneyim dedim, olmadi. Çok agirmis. Utandim. Gene de birakmadim. Bir daha denedim. Bir daha, bir daha. Kaldiramadim. Iterek götürmeye çalistim. Sari herif geldi. Bavulu elimden aldi. Sonra kadinlardan biri bir sey dedi. Ben anlamadim. Onlar gâvurca konusurlar. Ben gâvurca bilmem; Kürtçe bilirim. Sari herif cüzdanini çikardi. Bana para uzatti. Ben paraya bakmadim. Ben paraya bakmadim, ama parayi gördüm. Para büyük bir paraydi. O paraya bir kayik alinirdi. Kesin alinirdi. Babamin kayigi olurdu. Ben parayi almadim. Para alinmaz. Bavulu kaldiramadin mi, para alinmaz. Sonra eve gittim. Öykü abla çok güzel kokar. Öykü abla yayla kokuslu.

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Basimi ellerinin arasina aliyor. Fisiltiyla konusuyor Öykü abla:

"Çakir!"

Uykudan uyanmis gibi oluyorum:

"Hii?"

"Beni seviyor musun?"

Basimi hizli hizli salliyorum. Çok salliyorum basimi. Ama konusamiyorum. Utaniyorum. Seni çok seviyorum, diyemiyorum. Senin resmini bulutlar yapiyor, diyemiyorum. Sen çok sicaksin, annemden bile sicaksin, diyemiyorum. Senin yüzün çok güzel, diyemiyorum. Hep basimi salliyorum.

"Ah Çakir," diyor. Uzun uzun düsünüyor. "Seninle bir ise basladik mi?"

"Hii!"

"Basladik mi?"

"Basladik!"

"Ne isine basladik?"

Düsünüyorum. Öykü ablanin omzunun üstünden bakinca, masada duran aleti görüyorum. "Alet!" diyorum.

"Teyp," diyor Öykü abla, "Teyp! Tamam, sen anlatacaktin, ben de senin sesini teybe alacaktim. Sen bana her seyi anlatacaktin. Ama her seyi. Sonra da, anlattiklarin bitince, ne yapacaktik?"

"Sesimi kitaplara geçirecektin!"

"Aferin!" diyor. Birazcik gülüyor. Ama çok az. Belki de gülmedi. Ben uyduruyorum. Yok yok, ben hiç uydurmam. Yalan söylenmez. Söylersen öteki dünyada yanarsin.

Gözlerimin içine bakarak konusuyor:

"Kitaplara yalan yazmak olur mu?"

Ne diyecegimi bilemiyorum. En iyisi sormak:

"Kitaplara hep dogru mu yazilir?"

Düsünüyor Öykü abla. Çok düsünüyor. Düsünürken kasinin birisi havaya kalkiyor.

"Yazilanlarin hepsi dogru degildir!" diyor. "Ama, yalan yazilirsa eger, o yalan da kitabin dogrusudur."

Hiçbir sey anlamiyorum. Yalan, yalandir. Yalanin dogrusu olur mu hiç! Gene düsünüyorum: Anlattiklarim ne kadar dogru? Ama hep böyle oluyor. Dogru anlatmaya basliyorum. Sonra...

"Ama," diyorum, "Türkçe anlatiyorum, ondan. Kürtçe anlatsam..."

Hosuma gidiyor bu. Evet, Kürtçe anlatsam, belki. Ben bilmiyorum ki, hangisi dogru, hangisi yalan. Hem kendisi diyor, yalan dogru oluyormus. Yalani dogru yapsin öyleyse!

"Kürtçe bilsem, dogru, Kürtçe anlatirdin! Kürtçe bilmiyorum ki!"

Gülüveriyorum:

"Biliyorsun!"

Öykü ablam da gülüyor:

"Tû hevalamini! " diyor.

"Evet, arkadasiz," diyorum.

Biraz daha sokuluyorum Öykü ablaya:

"Sen," diyorum, "neden kitap yaziyorsun?"

"Insanlar okusunlar diye!"

"Gazete yazsana! Kitabi gâvurlar okuyorlar. En çok gâvurlar okuyorlar. Ötekiler okumuyorlar. Okurlarsa gazete okuyorlar!"

Gülüveriyor:

"Dilini esek arisi soksun!" diyor. Ama kizmadan diyor. Öykü abla kizinca ben bilirim. "Gâvur degil, turist, turist! Ama sen de haklisin. Az okuyoruz. Dogru, ama okuyanlar da var!"

Kalkiveriyor yerinden. Bir sey ariyormus gibi gözlerini kisarak deryaya bakiyor. "Hadi," diyor, "iki çay doldur da, içelim!"

Merdivenlere kosuyorum. Mutfaga gidecegime yukariya, Öykü ablanin odasina gitmisim. Dis merdiveni inerken Öykü abla gülüyor. Ben de gülüyorum. Öykü abla gülünce benim içim hos olur.

Mutfak bosalmis gibi. Gâvurlar... turistler gidince Zehra teyze birçok seyi kaldirdi. Koca mutfak çokmus bize. Mutfagin karsisindaki erzak odasi bosaldi. Her yeri bosalttik. Odalar kapali, kilitli degil, ama kapali. Sadece orta kat açik. Onun da bir odasi. Öykü ablam kaliyor. Öykü ablanin odasi, en büyük, en güzel odadir. Herifi nerde kaliyor, bilmiyorum. O burda oldu mu, ben ona bakmam. Ben ondan korkarim. O nerde yatar bilmem. O buraya az gelir. Bir hafta geçer, bir gün gelir. Bazen iki gün gelir. O burda oldu mu, ben erken giderim. Ben kaçarim. Hüsnü'nün yanina giderim. Dilan'in yanina giderim. Koltuktas'ima giderim.

Sandalyeyi dolabin önüne çekiyorum. Buradaki dolap yüksek. Iki bardak indiriyorum. Sadece bir çay dolduruyorum. Canim çay istemiyor. Gene sandalyeyi çekiyorum. Kendi bardagimi kaldiriyorum. Çaya bakmadan yürüyorum. Çardagin altinda görüyorum ki, gene dökmüsüm. Ben dökmeden çay tasiyamam. Tasirim da, Öykü ablanin çayini tasiyamam. Baskasina çay götürdügümde dökmem. Ama Öykü ablaya...

Öykü abla deryaya bakiyor daha. Ayakta, gözlerini kismis. Çayi masaya birakiyorum. Sonra altindaki tabakta göllenmis çayi yere döküyorum. Tam o anda masanin üstündeki parayi görüyorum. Iki milyon lira. Paraya elimi sürmüyorum. Öykü abla masaya dönüyor. Çaya bakmadan çayi aliyor. Sonra yine deryaya bakiyor. Yüzüme bakmadan konusuyor:

"Sen içmiyor musun?"

"Gelince içmistim!"

"Yine iç!"

"Canim istemiyor."

"Kola al, ha?"

"Yok," diyorum, "canim istemiyor!"

Ikimiz de ayakta duruyoruz. Canim sikiliyor. "Ben gideyim," diyorum.

"Yarin?" diyor Öykü abla.

Aklima o geliyor:

"O gelir mi?"

"Bak!" derken dönüveriyor. Kizmis gibi yapiyor. Ama sahi degil, biliyorum. Öykü abla sahiden kizinca bagirmaz, konusmaz. Ben bilirim. Bos çay bardagini masanin üstüne birakiyor. "Onun adi var: Murat, evet, Murat! Murat abi diyebilirsin, Murat amca diyebilirsin! Ama o, ne demek o?"

Sesimi çikarmiyorum. Öykü ablam güzel. Öykü ablam iyi, çok iyi. Öykü ablam gibi insan dünyada yoktur. Ama, bir de o olmasa. Ona bakamiyorum ki, hiç bakamiyorum.

Öykü ablam bekliyor. Ben konusayim diye bekliyor. Konusmuyorum. Hiç konusmuyorum. O ne kadar beklerse beklesin, konusmuyorum.

"Peki," diyor, "yarindan sonra gelirsin. Madem ki Murat'i görmek istemiyorsun!"

Çardagi geçiyorum. Ceviz agacina bakmadan edemiyorum. Bahçe kapisina dogru yürürken, yoldaki kare taslari seksekliyorum. Tam o anda duyuyorum Öykü ablanin sesini:

"Çakir!"

Duruyorum. Hemen dönmüyorum geriye. Gene "Çakir!" diyor Öykü abla. Bu sefer dönüyorum. Bir sey söylemeyince üç adim yürüyorum. Masanin üstündeki parayi gösteriyor:

"Bu senin!"

Hiçbir sey demiyorum.

"Neden almiyorsun?"

"Dün aldim ya haftaligimi!"

"Verdim mi, unutmusum!" diyor. Yalanciktan mi, yoksa sahiden mi unuttugunu anlayamiyorum. "Verdin verdin!" diyorum.

"Olsun," diyor gülerek. "Al, senin olsun!"

Olmaz ki, bir hafta çalisinca, bir defa para alinir. Ben parami almistim. Paraya hiç bakmiyorum. Bakmiyorum, ama parayi görüyorum. Anam sevinirdi. Sevinirdi ama, ben parami aldim. Ellerimi ceplerime sokuyorum. Sonra Öykü ablaya bakiyorum. Bakinca da korkuyorum. Bildim, Öykü abla kizmis. Öykü abla çok kizmis. Kizsin, almayacagim parayi. Öykü ablanin sesi bir tuhaf:

"Al diyorum, al ve cebine koy!"

Ellerimi cebimden çikarmiyorum. Hiç çikarmiyorum. Öykü abla bana kosuyor. Egilip omuzlarimdan tutuyor. Beni salliyor. Bagirmadan bagiriyor:

"Al, al diyorum sana!.."

Yere bakiyorum. Masanin altindan Kedi çikiyor. Bana kötü kötü bakiyor. Sonra da nar agacinin altina gidiyor. Benim çuvalin üstüne oturuyor. Kiziyorum Kedi'ye. Bu Kedi beni hiç sevmez. Kedi hiç kimseyi sevmez. Sadece Öykü ablayi sever. Ben de onu sevmem. Hiç sevmem. Ben nar agacimin altina onu sokmam.

"Neden almiyorsun?"

Öykü abla beni çok salliyor. Kollarimi acitiyor. Ben bir sey demiyorum, hiçbir sey demiyorum. Ben gülüveriyorum. Gülünce daha çok salliyor beni. Ben gülünce kollarimi daha çok acitiyor. Acitsin. Öykü ablaya ben bir sey demem. Hüsnü olsaydi, baska... Hüsnü'yle dövüsürdük. Ben ona vururdum, o bana vururdu. O bana daha çok vururdu. O benden büyük. Ama olsun, ben de ona vurur...

Ses çok çikiyor. Acisi yok, ama, sesi kötü. Sesi çok. Ses yüzümden çikiyor. Yanagim yaniyor biraz. Tokat acitmiyor, ama yakiyor. En çok sesi kötü. Ben sallaniyorum biraz. Ama ellerimi cebimden çikarmiyorum. Öykü abla masaya kosuyor. Paralari alip yirtiyor, yirtiyor, paralar küçük küçük oluyor. Çok üzülüyorum. Anam ne kadar sevinirdi! Yazik oldu paralara. Ama bakmiyorum. Görüyorum.

Babam tokat vurdu mu acir; annem vurunca da acir. Çok acir. Yüzüm acir. Vurduklari yerler acir. Anam vurur, çok vurur. Babam çok vurmaz. Ama vurdu mu, çok acir. Annemin vurdugundan daha çok acir. Vurduklari yerler acir. Simdi yanagim acimiyor. Öykü ablamin vurdugu yer hiç acimiyor. Bogazim aciyor. Acimiyor da, yaniyor. Karnim agriyor. Bir de gözlerim yaniyor. Aglayasim geliyor.

Dönüyorum. Ellerimi cebimden çikarmadan yürüyorum. Bahçe kapisi açik. Arkamdan Öykü ablanin sesini duyuyorum. Bagiriyor: "Çakir, Çakir!" Hiç dönmüyorum. Içim dönmek istiyor, dönmüyorum. Simdi dönsem, Öykü abla bana sarilir. Onun yumusacik sicakligini içime çekerim. O sicakligi içime doldururum. O sicaklik bir güzel olur ki, anlatamam, hiç anlatamam. Ama dönmem. Tokati yedin mi, dönülmez. Dönülür belki, ama agladin mi, dönülmez. Ben istemiyorum, gözümden yaslar akiyor.

Zeytinligin içinden yürüyorum. O yol daha kisa. Günese bakiyorum. Deryanin üstüne devrilmis. Ama suya ulasmasina daha çok var. Cennet'in yüksekligi kadar var. Bu suya, ben derya derim. Öykü ablam "deniz" der.

Zeytinligin içinden yola çikacakken, vazgeçiyorum. Tasima gidecegim. Koltuktas'imi özledim. Otururum. Deryaya bakarim. Lastigimi de çikaririm tasin altindan. Kuslara atmam. Nisana atarim. Kuslara da atarim! Bana tokat vurdu ya! Ben de onun istedigini yapmam. Atarim kuslara. Vururum kuslari. Kafalarini da koparirim. Asilinca sünüverir boyunlari.

Yikik evin duvarina isiyorum. Yürüyorum gene. Koltuktas'im görünüyor karsidan. Durup iyice bakiyorum. Yengeçler geliyor aklima. Kayalarin üstüne çikiyorum. Yarim tencere gibi oyulmus kayanin yanindayim simdi. Burasi yengeçlerin kuyusudur. Tasima gitmeden önce gelir yengeçleri seyrederim. Her zaman degil ama, gene de gelirim. Ben yengeçlerden korkarim. Onlarin çengellerinden korkarim. Onlar da benden korkuyorlar. Beni görünce suya iniyorlar. Islak kayanin basina oturup, hiç sesimi çikarmadan bekleyince, gene gelirler. Ben de onlari seyrederim. Ama bugün canim istemiyor. Dolaniyorum kayayi. Tepeye vuruyorum.

En çok Koltuktas'imi severim ben. Yok yok, tasimi degil, en çok Öykü ablami severim. Yoksa? Yanlis söyledim. En çok babami severim, sonra Dilan'i, sonra anami, sonra Öykü ablami. Ama Öykü ablami baska türlü severim. Ötekiler gibi degil. Öykü ablam çok güzel ya! Öykü ablam sicak, yumusak ya! Öykü ablam çok güzel kokuyor ya!

webmaster@habibbektas.com
zurück zur Startseite
nach oben
©Ralf Bergmann