Cennetin Arka Bahçesi
Çardagin altinda oturuyoruz. Agliyor
Öykü abla. Konusmuyorum artik. Aglama Öykü abla,
demiyorum. Deryaya bakiyorum.
Ben deryayi
görüyorum. Öykü abla görmüyor. Ben
deryaya bakiyorum. Deryada bir büyük, bir de küçük
kayik var. Büyük kayik yürüyor. Küçük
kayik duruyor gibi. Belki de yürüyordur. Belli olmuyor.
Utaniyorum, kiziyorum kendi kendime. Mutlaka
yanlis bir sey yaptim. Öykü ablayi aglattim. Öykü
ablam aglayinca çok üzülüyorum.
Alet dönüyor daha. Yanina gidiyorum
Öykü ablanin. Uzanip aleti kapatiyorum. Elimi tutuyor
Öykü abla. Korkuyorum. Acaba yanlis bir sey mi demistim?
Korktugumu anliyor. "Korkma," diyor. "Ben korkmuyorum
ki," diyorum. Elimi birakmiyor. Birakmasin. Hiç birakmasa,
gece birakmasa, gündüz birakmasa, bir sey demem. Kendine
çekiyor beni. Yüzüm yüzüne yanasiyor.
Burnum neredeyse burnuna degecek. Öykü abla gözlerimin
içine bakiyor. Onun gözlerinin karasinda kendi yüzümü
görüyorum:
"Çakir, yalan söylemiyorsun
degil mi?"
Düsünüyorum. "Bilmem,"
diyorum.
"Insan," diyor, "yalan söyleyip
söylemedigini bilmez mi hiç?"
"Ben bilmem, unuttum."
Kaslari çatiliyor Öykü ablanin.
Elimi birakiveriyor. Deryaya dönüyor. Sigarasini yaktigi
kibriti yere atiyor. Egilip kibriti aliyorum yerden. Kiziyor. Kül
tablasini yere ativeriyor. Kirilmiyor kül tablasi. Ama içindeki
izmaritler, kibrit çöpleri, küller yerlere saçiliyor.
Elimi masanin üstüne koyuyorum. Istiyorum ki, Öykü
abla elimi gene avcunun içine alsin. Almiyor. Küsmüs
mü? Yok, Öykü ablam küsmez.
Çardagin altini biraz önce sulayip
süpürmüstüm. Yere saçilanlari topluyorum.
Sonra da nar agacinin altina gidiyorum. Ben hep nar agacinin altina
giderim. Isim olmazsa giderim. Nar agacinin altinda beni kimse göremez.
Bu nar agaci da çocukmus. Daha bes yasindaymis. Benden küçük.
Duvarin dibine otururum. Oturdugum yerden derya görünür.
Öykü ablanin oturdugu masa da görünür.
Öykü ablanin herifi evde olunca hep orda otururum. Ama
Öykü ablanin herifi buraya az gelir. Bir hafta gelmez,
sonra gelir. Gider, bir hafta geçer, gene gelir. Bir gün
kalir, sonra defolur gider!
Simdi isim yok. Gâvurlar gittiler. Istanbul'dan
gelenler de gittiler. Ben Istanbul'u görmedim daha. Izmir'i
bir defa gördüm. Orasi Izmir'di, ama Izmir degildi. Otobüslerin
yuvasiydi. Oraya garaj denir. Oralardan insanlar gelirler. Buraya,
Cennet'e. Ama az gelirler. En çok insan, gâvurdan gelir.
Ben gâvurlarin sehirlerini de görmedim.
Uzakmis ya! Oralardan gelen insanlar saridir. Ben de sariyim biraz.
Ama onlar kadar degil. Kis bitince gene geleceklermis. O zaman gene
çok çalisacagim.
Onlar gidince, hepsi gidince, "Ben gelmeyeyim
artik, is bitti Öykü abla!" dedim. "Olmaz,"
dedi Öykü abla, "sen sadece isçi degilsin
ki, benim arkadasimsin!"
Gözlerine baktim Öykü ablamin:
"Dogru mu?"
Güldü:
"Tabii ayol," dedi, "sen benim
arkadasimsin!"
"Herifin?" dedim, "herifin var
senin!"
"Suna bak," dedi, "koca adam
olmus da, herifimi kiskaniyor!" Elindeki kâgit peçeteyle
de sümügümü siliverdi. Kendimi yumruklayasim
geldi. Sümügüme çok kizarim ben. Benim sümügüm
hep akar. Yazin da akar, kisin da akar. Anam "Sümüklü!"
der bana.
Sümügümü sildikten sonra
güldü. Öykü abla gülünce çok
güzel olur. Disleri çikar ortaya, ak, apak. Gülüsü
su gibidir, deryayi düsünürsün o gülünce.
"Herifin" dedigim için kizmadi. Eskiden kizardi.
"Herif degil onun adi, benim arkadasim!"derdi. Kari ya
da kadin dedim mi, gene kizar. "Kadin, hanim, bayan" demeliymisim.
Ben de öyle söylemek istiyorum. Ama hep unutuyorum. Babam
da öyle diyor; kari! Ben bilmem.
Öykü abla "Çakir"
diyor. Ayaga kalkiyorum. Ama sesimi çikarmiyorum. Gene "Çakir,"
diyor. Bagirmiyor, ama sesini duyuyorum. Utaniyorum. Onu aglattim
ya! Ben Öykü ablamin yanina gitmek istemiyorum, ama ayaklarim
gidiyor.
Öykü abla deryaya dönmüs.
Masa arkada kalmis. Benim sandalyem bos, ama oturmuyorum. Masaya
dayaniyorum. Öykü abla bana dönmeden, yüzüme
bakmadan konusuyor:
"Çakir, anlattiklarin dogru mu?"
Konusmak istiyorum, konusamiyorum. Öykü
ablanin yüzünü görmeden konusamam ki! Masayi
dolaniyorum. Öykü ablam yanimda simdi. Egilip yüzüne
bakiyorum. Gözleri islak daha. Ama aglamiyor artik. Bir gülse.
Düsünüyorum, anlattiklarimi düsünüyorum.
Bilmiyorum ki! Çok oldu memleketten çikali:
"Bilmem," diyorum, "unuttum,
çok oldu köyden geleli."
Bagiriyor Öykü abla. Çok bagiriyor.
"Deli misin sen!" diyor. "Insan ya dogru söyler,
ya yalan. Ve bilir söylediginin dogru olup olmadigini!"
Dayanamiyorum artik. Ben de agliyorum. Sesim
çikmiyor, hiçbir sey demiyorum, agliyorum. Aglamak
istemedigim halde agliyorum. Gözümden yaslar geliyor.
Bir yandan da seviniyorum. Öykü abla görmüyor
agladigimi.
Deryadaki kayiklar gitmis. Küçük
kayik da yürüyormus. Günes denize dogru devrilmis.
Ama aksama daha çok var.
Aglamiyorum artik. Deryaya bakarken unutmusum
aglamayi. Biraz bogazim yaniyor. Sümügümü koluma
siliyorum. Sonra da Öykü ablama bakiyorum. Görmemis.
Sümügümü koluma sildim mi, kizar. Bana kagittan
mendiller verir. Ama unuturum, sümügümü gene
koluma silerim.
Öykü ablanin gözleri görünmüyor.
Egiliyorum. Yine göremiyorum. Burnunu görüyorum.
Saçlarini görüyorum. Kulagini, birazcik da yanagini.
Entarisindeki çiçeklere bakiyorum. Öykü
ablam papatyali entarisini giymis bugün. Her tarafi papatya.
Sirtinda da siyah bir ceket var. Ceketi giymemis, omzuna atmis.
Konusmak istiyorum, agzimi açiyorum,
sesim çikmiyor. Öykü ablanin ceketinin kolunu tutuyorum.
Istiyorum ki, bana baksin. Onun gözlerini görmek istiyorum.
Bakmiyor. Sonra sesim çikiveriyor:
"Bana küstün mü?"
Hiç konusmuyor. Deryaya bakiyor.
"Beni artik sevmiyor musun?"
Deryaya bakiyor.
"Ben gideyim öyleyse!" diyorum.
"Ah Çakir!" dedigini duyuyorum.
Dedi ya, bir sey dedi ya, seviniyorum. Gülüveriyorum.
Güldügümü görmüyor. Ben gitmeyecektim
ki! Ama belki de giderim. Zaten gidecegim. Anam "Erken gel"
dedi. Gidecegim, ama Öykü ablayi böyle birakamam
ki!
"Çay doldurayim?" diyorum.
"Istemem,"diyor, "sen içmek
istersen kendine doldur!" Konustu ya, bana bir sey dedi ya,
gene gülüyorum. Benim canim çay istemiyor. Ben
çayi sevmem. Çayi babam sever, anam da sever, halam
da. Ben sevmem.
"Küs degilsin!" diyorum.
"Degilim," diyor yüzüme
bakmadan.
"Ben gideyim!" diyorum.
"Yalanci Çakir" diyor.
"Ben yalanci Çakir degilim!"
diyorum.
Dönüveriyor bana. Gözleri büyümüs
gibi. Öfkeli degil. Ama üzgün. Anliyorum. Sesi her
zamanki gibi degil. Sesi bulut gibi. Bulutlara benziyor. Ben bulutlari
çok severim. Bulutlarla resim yaparim. Bulutlardan ev yaparim.
Yaptigim ev Öykü ablanin Cennet'ine benzer. Evin önünde
büyük bahçe olur. Bahçenin önünde
de bir araba. Sari arabalardan. Taksi. Büyüyünce
benim de taksim olacak.
Resimleri ben yapmiyorum! Bulutlar yapiyor.
Ben bakiyorum, buluyorum bulutlarin yaptigi resimleri. Onlar benim
sevdigim resimleri yaparlar. Bazen Öykü ablanin resmini
yaparlar. Ben bulurum. Bal resmini yaparlar, birakip geldigimiz
köyün resmini yaparlar, keklik yakaladigimiz Dikbayir'in
resmini yaparlar. Kimi zaman da Dilan'in resmini. Ama en çok
Öykü ablamin resmini.
Bir bakiyorum, Öykü ablanin yüzü
karsimda. Öykü abla tutup önüne çekmis
beni. Kollarimdan tutmus. "Kos," diyor, "bir sise
su al gel!"
"Soguk mu?"
"Yok, diyor, "kasadan!"
Çok hizli kosuyorum. Ayaklarim götüme
degiyor. Siseyi veriyorum. Eline su döküyor. Elindeki
suyla yüzüme yanasinca, basima gelecekleri anliyorum.
Ama hiçbir sey demiyorum. Öykü abla yüzümü
yikiyor. Burnumu yikiyor. Sonra da masanin üstünden aldigi
kâgit peçeteyle yüzümü siliyor. Baska
zaman olsa kizardim, utanirdim, kaçardim. Hiç sesimi
çikarmiyorum. Siseyi yere birakiyor. Sonra kendisine çekiyor
beni. Ayaklarinin arasina kistiriyor. Gözlerimi yumuyorum.
Öykü ablanin yumusakligi, sicakligi çok güzel.
Basimi tutuyor, basimi da kendisine çekiyor. Basim memelerinin
yumusakligini, sicakligini çok seviyor. Uçar gibi
oluyorum.
Öykü abla iyidir. Bir de o herifi
olmasa!
Bahar aylariydi. Ben bilmistim. Yer gök
çiçek idi. Kamyonla gelmistik. Bir gün gittim.
Uzaktan baktim. O da bana bakti. Öykü abla beni görünce
hemen konusmadi. Yarin gittim, gene uzaktan baktim. Öykü
abla da bana bakti. O zaman Öykü abla degildi daha. Güzel
ablaydi. Yarin yarin gittim, gene baktim. O zamanlar bir gün
sonra demesini bilmiyordum. Hep yarin diyordum. Yarin yarin yarin
gene gittim. Zakkumlarin yanina kadar sokuldum. O zaman zakkum degildi
onlar. Güzel çiçekli agaçti. Sonra el
etti bana Öykü abla. "Gel!" dedi. Gitmedim.
Korktum. Yarin gene gittim. Öykü abla yanima geldi. Konusa
konusa geldi. O zaman Öykü abla degildi. Güzel sesli
ablaydi. Hep Öykü ablayi dinledim. Hep dinledim ama, onu
anlamadim. Onun sesini dinledim. Öykü ablanin sesi su
sesi gibi idi. Anamin boynunun altindaki koku gibi idi. Yarin gene
gittim. O herif geldi. Öykü ablanin herifi. Yüzüne
bakmadim, bakamadim. "Siktir len," dedi, "piç!"
Ben gittim. Bana "Siktir" dediler mi, ben giderim. "Siktir"
dediler mi, gidilir.
Sonra çok çok yarinlar gittim.
Öykü abla bana ekmek verdi. Üstünde bir sey
vardi ekmegin. O zaman balli ekmek degildi daha. Zakkumlarin dibinde
verdi. Hiç ellemedim. Canim istedi, gene ellemedim. Elim
gitti gitti, ama özüm ellemedi.
Yarin gene gittim, Öykü abla, Öykü abla oldu.
"Ben Öykü abla," dedi. Ben ona üç
kere "Öykü abla" dedim. Verdigi iki ekmegin
birini yedim. Ekmek çok güzeldi, tatliydi. Öykü
abla "Balli ekmek!" dedi. Ben de "Balli ekmek"
dedim. Birini cebime soktum. Öykü abla görmedi balli
ekmegi cebime soktugumu. O ekmegi anama götürdüm.
Anam pantolonumu yikadi. Cebim yapis yapis olmus.
Ben Öykü ablanin Cennet'inde çöp
toplarim. Hiç kimseyle konusmam. Hiç kimselere bir
sey demem. Çiçekleri sulamasini da ögrendim.
Çok su verince, çiçekler kurur. "Su göllenmemeli!"
Öyle diyor Öykü abla.
Cennet'e sari arabayla insanlar gelir. O zamanlar
taksi bilmezdim. Sari araba derdim. Bir gün, bir gün,
çok gün kalirlar, sonra giderler. Onlar gazete okurlar,
kitap okurlar. Onlar günesin altina yatarlar. Onlar gülerler,
çok gülerler. Onlar sise sulari içerler. Öykü
abla onlara yemek verir. Öykü abla onlara güler.
Bana güldügü gibi gülmez. Sesli güler.
Bana sessiz güler. Öykü abla saçlarimi ellerse
ben çok sevinirim. Öykü ablam saçlarimi
elleyince, içimde sicak sicak bir sey oluyor.
Ben Öykü ablanin yanina vardigimda
Memo idim. Babam "Memo" diyordu. Anam da "Memo"
diyordu. Dilan da "Memo" diyordu. Hüsnü de "Memo"
diyordu. Sonra Öykü abla "Çakir" dedi
bana. Ben "Çakir" oldum. Ben hep "Çakir"
oldum. Öykü ablanin herifi bana Çakir demez. Bana
"Len" der. Ama "siktir" demiyor artik. Hiç
demiyor. Ben onun yüzüne bakmam. Onun Cennet'e geldigi
günler ben ise gitmem. Gene de bazen karsilasiriz.
Sabah oldu. Ben Cennet'e gittim. Çiçekleri
suladim. Öykü abla bana çay verdi. Bir de güzel
bir sey verdi. Adina "pasta" dedi. Günes tepeye dikildi.
Ben evin arkasina gittim. Nar agacinin altina. Insanlar yemek yerken
onlara bakilmaz. Hep orda durdum. Sonra o bezi aldim. Masanin üstünde
duruyordu. Aldim. Kimse görmedi. Sonra gideyim dedim. Öykü
ablanin herifi gördü beni. "Ortada çok dolasma
len!" dedi. Ben gidecektim. Kapinin önündeydim. Sari
araba geldi. Cebimde Öykü ablanin saçina taktigi,
zakkumlarin çiçegi rengindeki bez vardi. Kimse görmedi
aldigimi. Öykü ablanin kokusu vardi onda. Koklayacaktim,
gece, çok çok koklayacaktim, sonra, gene, aldigim
gibi... Öykü ablanin kokusu çok güzeldir.
Anam der ya, yayla kokuslu!
Ben sari arabanin önünde kaldim. Sari
sari kadinlar indiler. Iki tane. Bir tane de adam indi. O da sari.
Sari arabayi süren herif arkadan bavullari indirdi. Ben bavulun
küçügüne yapistim. Yükleneyim dedim,
olmadi. Çok agirmis. Utandim. Gene de birakmadim. Bir daha
denedim. Bir daha, bir daha. Kaldiramadim. Iterek götürmeye
çalistim. Sari herif geldi. Bavulu elimden aldi. Sonra kadinlardan
biri bir sey dedi. Ben anlamadim. Onlar gâvurca konusurlar.
Ben gâvurca bilmem; Kürtçe bilirim. Sari herif
cüzdanini çikardi. Bana para uzatti. Ben paraya bakmadim.
Ben paraya bakmadim, ama parayi gördüm. Para büyük
bir paraydi. O paraya bir kayik alinirdi. Kesin alinirdi. Babamin
kayigi olurdu. Ben parayi almadim. Para alinmaz. Bavulu kaldiramadin
mi, para alinmaz. Sonra eve gittim. Öykü abla çok
güzel kokar. Öykü abla yayla kokuslu.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Basimi
ellerinin arasina aliyor. Fisiltiyla konusuyor Öykü abla:
"Çakir!"
Uykudan uyanmis gibi oluyorum:
"Hii?"
"Beni seviyor musun?"
Basimi hizli hizli salliyorum. Çok salliyorum
basimi. Ama konusamiyorum. Utaniyorum. Seni çok seviyorum,
diyemiyorum. Senin resmini bulutlar yapiyor, diyemiyorum. Sen çok
sicaksin, annemden bile sicaksin, diyemiyorum. Senin yüzün
çok güzel, diyemiyorum. Hep basimi salliyorum.
"Ah Çakir," diyor. Uzun uzun
düsünüyor. "Seninle bir ise basladik mi?"
"Hii!"
"Basladik mi?"
"Basladik!"
"Ne isine basladik?"
Düsünüyorum. Öykü ablanin
omzunun üstünden bakinca, masada duran aleti görüyorum.
"Alet!" diyorum.
"Teyp," diyor Öykü abla,
"Teyp! Tamam, sen anlatacaktin, ben de senin sesini teybe alacaktim.
Sen bana her seyi anlatacaktin. Ama her seyi. Sonra da, anlattiklarin
bitince, ne yapacaktik?"
"Sesimi kitaplara geçirecektin!"
"Aferin!" diyor. Birazcik gülüyor.
Ama çok az. Belki de gülmedi. Ben uyduruyorum. Yok yok,
ben hiç uydurmam. Yalan söylenmez. Söylersen öteki
dünyada yanarsin.
Gözlerimin içine bakarak konusuyor:
"Kitaplara yalan yazmak olur mu?"
Ne diyecegimi bilemiyorum. En iyisi sormak:
"Kitaplara hep dogru mu yazilir?"
Düsünüyor Öykü abla.
Çok düsünüyor. Düsünürken kasinin
birisi havaya kalkiyor.
"Yazilanlarin hepsi dogru degildir!"
diyor. "Ama, yalan yazilirsa eger, o yalan da kitabin dogrusudur."
Hiçbir sey anlamiyorum. Yalan, yalandir.
Yalanin dogrusu olur mu hiç! Gene düsünüyorum:
Anlattiklarim ne kadar dogru? Ama hep böyle oluyor. Dogru anlatmaya
basliyorum. Sonra...
"Ama," diyorum, "Türkçe
anlatiyorum, ondan. Kürtçe anlatsam..."
Hosuma gidiyor bu. Evet, Kürtçe
anlatsam, belki. Ben bilmiyorum ki, hangisi dogru, hangisi yalan.
Hem kendisi diyor, yalan dogru oluyormus. Yalani dogru yapsin öyleyse!
"Kürtçe bilsem, dogru, Kürtçe
anlatirdin! Kürtçe bilmiyorum ki!"
Gülüveriyorum:
"Biliyorsun!"
Öykü ablam da gülüyor:
"Tû hevalamini! " diyor.
"Evet, arkadasiz," diyorum.
Biraz daha sokuluyorum Öykü ablaya:
"Sen," diyorum, "neden kitap
yaziyorsun?"
"Insanlar okusunlar diye!"
"Gazete yazsana! Kitabi gâvurlar
okuyorlar. En çok gâvurlar okuyorlar. Ötekiler
okumuyorlar. Okurlarsa gazete okuyorlar!"
Gülüveriyor:
"Dilini esek arisi soksun!" diyor.
Ama kizmadan diyor. Öykü abla kizinca ben bilirim. "Gâvur
degil, turist, turist! Ama sen de haklisin. Az okuyoruz. Dogru,
ama okuyanlar da var!"
Kalkiveriyor yerinden. Bir sey ariyormus gibi
gözlerini kisarak deryaya bakiyor. "Hadi," diyor,
"iki çay doldur da, içelim!"
Merdivenlere kosuyorum. Mutfaga gidecegime yukariya,
Öykü ablanin odasina gitmisim. Dis merdiveni inerken Öykü
abla gülüyor. Ben de gülüyorum. Öykü
abla gülünce benim içim hos olur.
Mutfak bosalmis gibi. Gâvurlar... turistler
gidince Zehra teyze birçok seyi kaldirdi. Koca mutfak çokmus
bize. Mutfagin karsisindaki erzak odasi bosaldi. Her yeri bosalttik.
Odalar kapali, kilitli degil, ama kapali. Sadece orta kat açik.
Onun da bir odasi. Öykü ablam kaliyor. Öykü
ablanin odasi, en büyük, en güzel odadir. Herifi
nerde kaliyor, bilmiyorum. O burda oldu mu, ben ona bakmam. Ben
ondan korkarim. O nerde yatar bilmem. O buraya az gelir. Bir hafta
geçer, bir gün gelir. Bazen iki gün gelir. O burda
oldu mu, ben erken giderim. Ben kaçarim. Hüsnü'nün
yanina giderim. Dilan'in yanina giderim. Koltuktas'ima giderim.
Sandalyeyi dolabin önüne çekiyorum.
Buradaki dolap yüksek. Iki bardak indiriyorum. Sadece bir çay
dolduruyorum. Canim çay istemiyor. Gene sandalyeyi çekiyorum.
Kendi bardagimi kaldiriyorum. Çaya bakmadan yürüyorum.
Çardagin altinda görüyorum ki, gene dökmüsüm.
Ben dökmeden çay tasiyamam. Tasirim da, Öykü
ablanin çayini tasiyamam. Baskasina çay götürdügümde
dökmem. Ama Öykü ablaya...
Öykü abla deryaya bakiyor daha. Ayakta,
gözlerini kismis. Çayi masaya birakiyorum. Sonra altindaki
tabakta göllenmis çayi yere döküyorum. Tam
o anda masanin üstündeki parayi görüyorum. Iki
milyon lira. Paraya elimi sürmüyorum. Öykü abla
masaya dönüyor. Çaya bakmadan çayi aliyor.
Sonra yine deryaya bakiyor. Yüzüme bakmadan konusuyor:
"Sen içmiyor musun?"
"Gelince içmistim!"
"Yine iç!"
"Canim istemiyor."
"Kola al, ha?"
"Yok," diyorum, "canim istemiyor!"
Ikimiz de ayakta duruyoruz. Canim sikiliyor.
"Ben gideyim," diyorum.
"Yarin?" diyor Öykü abla.
Aklima o geliyor:
"O gelir mi?"
"Bak!" derken dönüveriyor.
Kizmis gibi yapiyor. Ama sahi degil, biliyorum. Öykü abla
sahiden kizinca bagirmaz, konusmaz. Ben bilirim. Bos çay
bardagini masanin üstüne birakiyor. "Onun adi var:
Murat, evet, Murat! Murat abi diyebilirsin, Murat amca diyebilirsin!
Ama o, ne demek o?"
Sesimi çikarmiyorum. Öykü ablam
güzel. Öykü ablam iyi, çok iyi. Öykü
ablam gibi insan dünyada yoktur. Ama, bir de o olmasa. Ona
bakamiyorum ki, hiç bakamiyorum.
Öykü ablam bekliyor. Ben konusayim
diye bekliyor. Konusmuyorum. Hiç konusmuyorum. O ne kadar
beklerse beklesin, konusmuyorum.
"Peki," diyor, "yarindan sonra
gelirsin. Madem ki Murat'i görmek istemiyorsun!"
Çardagi geçiyorum. Ceviz agacina
bakmadan edemiyorum. Bahçe kapisina dogru yürürken,
yoldaki kare taslari seksekliyorum. Tam o anda duyuyorum Öykü
ablanin sesini:
"Çakir!"
Duruyorum. Hemen dönmüyorum geriye.
Gene "Çakir!" diyor Öykü abla. Bu sefer
dönüyorum. Bir sey söylemeyince üç adim
yürüyorum. Masanin üstündeki parayi gösteriyor:
"Bu senin!"
Hiçbir sey demiyorum.
"Neden almiyorsun?"
"Dün aldim ya haftaligimi!"
"Verdim mi, unutmusum!" diyor. Yalanciktan
mi, yoksa sahiden mi unuttugunu anlayamiyorum. "Verdin verdin!"
diyorum.
"Olsun," diyor gülerek. "Al,
senin olsun!"
Olmaz ki, bir hafta çalisinca, bir defa
para alinir. Ben parami almistim. Paraya hiç bakmiyorum.
Bakmiyorum, ama parayi görüyorum. Anam sevinirdi. Sevinirdi
ama, ben parami aldim. Ellerimi ceplerime sokuyorum. Sonra Öykü
ablaya bakiyorum. Bakinca da korkuyorum. Bildim, Öykü
abla kizmis. Öykü abla çok kizmis. Kizsin, almayacagim
parayi. Öykü ablanin sesi bir tuhaf:
"Al diyorum, al ve cebine koy!"
Ellerimi cebimden çikarmiyorum. Hiç
çikarmiyorum. Öykü abla bana kosuyor. Egilip omuzlarimdan
tutuyor. Beni salliyor. Bagirmadan bagiriyor:
"Al, al diyorum sana!.."
Yere bakiyorum. Masanin altindan Kedi çikiyor.
Bana kötü kötü bakiyor. Sonra da nar agacinin
altina gidiyor. Benim çuvalin üstüne oturuyor.
Kiziyorum Kedi'ye. Bu Kedi beni hiç sevmez. Kedi hiç
kimseyi sevmez. Sadece Öykü ablayi sever. Ben de onu sevmem.
Hiç sevmem. Ben nar agacimin altina onu sokmam.
"Neden almiyorsun?"
Öykü abla beni çok salliyor.
Kollarimi acitiyor. Ben bir sey demiyorum, hiçbir sey demiyorum.
Ben gülüveriyorum. Gülünce daha çok salliyor
beni. Ben gülünce kollarimi daha çok acitiyor.
Acitsin. Öykü ablaya ben bir sey demem. Hüsnü
olsaydi, baska... Hüsnü'yle dövüsürdük.
Ben ona vururdum, o bana vururdu. O bana daha çok vururdu.
O benden büyük. Ama olsun, ben de ona vurur...
Ses çok çikiyor. Acisi yok, ama,
sesi kötü. Sesi çok. Ses yüzümden çikiyor.
Yanagim yaniyor biraz. Tokat acitmiyor, ama yakiyor. En çok
sesi kötü. Ben sallaniyorum biraz. Ama ellerimi cebimden
çikarmiyorum. Öykü abla masaya kosuyor. Paralari
alip yirtiyor, yirtiyor, paralar küçük küçük
oluyor. Çok üzülüyorum. Anam ne kadar sevinirdi!
Yazik oldu paralara. Ama bakmiyorum. Görüyorum.
Babam tokat vurdu mu acir; annem vurunca da
acir. Çok acir. Yüzüm acir. Vurduklari yerler acir.
Anam vurur, çok vurur. Babam çok vurmaz. Ama vurdu
mu, çok acir. Annemin vurdugundan daha çok acir. Vurduklari
yerler acir. Simdi yanagim acimiyor. Öykü ablamin vurdugu
yer hiç acimiyor. Bogazim aciyor. Acimiyor da, yaniyor. Karnim
agriyor. Bir de gözlerim yaniyor. Aglayasim geliyor.
Dönüyorum. Ellerimi cebimden çikarmadan
yürüyorum. Bahçe kapisi açik. Arkamdan Öykü
ablanin sesini duyuyorum. Bagiriyor: "Çakir, Çakir!"
Hiç dönmüyorum. Içim dönmek istiyor,
dönmüyorum. Simdi dönsem, Öykü abla bana
sarilir. Onun yumusacik sicakligini içime çekerim.
O sicakligi içime doldururum. O sicaklik bir güzel olur
ki, anlatamam, hiç anlatamam. Ama dönmem. Tokati yedin
mi, dönülmez. Dönülür belki, ama agladin
mi, dönülmez. Ben istemiyorum, gözümden yaslar
akiyor.
Zeytinligin içinden yürüyorum.
O yol daha kisa. Günese bakiyorum. Deryanin üstüne
devrilmis. Ama suya ulasmasina daha çok var. Cennet'in yüksekligi
kadar var. Bu suya, ben derya derim. Öykü ablam "deniz"
der.
Zeytinligin içinden yola çikacakken,
vazgeçiyorum. Tasima gidecegim. Koltuktas'imi özledim.
Otururum. Deryaya bakarim. Lastigimi de çikaririm tasin altindan.
Kuslara atmam. Nisana atarim. Kuslara da atarim! Bana tokat vurdu
ya! Ben de onun istedigini yapmam. Atarim kuslara. Vururum kuslari.
Kafalarini da koparirim. Asilinca sünüverir boyunlari.
Yikik evin duvarina isiyorum. Yürüyorum
gene. Koltuktas'im görünüyor karsidan. Durup iyice
bakiyorum. Yengeçler geliyor aklima. Kayalarin üstüne
çikiyorum. Yarim tencere gibi oyulmus kayanin yanindayim
simdi. Burasi yengeçlerin kuyusudur. Tasima gitmeden önce
gelir yengeçleri seyrederim. Her zaman degil ama, gene de
gelirim. Ben yengeçlerden korkarim. Onlarin çengellerinden
korkarim. Onlar da benden korkuyorlar. Beni görünce suya
iniyorlar. Islak kayanin basina oturup, hiç sesimi çikarmadan
bekleyince, gene gelirler. Ben de onlari seyrederim. Ama bugün
canim istemiyor. Dolaniyorum kayayi. Tepeye vuruyorum.
En çok Koltuktas'imi severim ben.
Yok yok, tasimi degil, en çok Öykü ablami severim.
Yoksa? Yanlis söyledim. En çok babami severim, sonra
Dilan'i, sonra anami, sonra Öykü ablami. Ama Öykü
ablami baska türlü severim. Ötekiler gibi degil.
Öykü ablam çok güzel ya! Öykü ablam
sicak, yumusak ya! Öykü ablam çok güzel kokuyor
ya!
|