Ben Öykülere
Inanirim
Hep o kösede, bankanin önünde
görürdüm Gülümseyen Adam’i. Yillarla
o kösenin bir parçasi olmustu sanki. Oldukça
uzun boyluydu. Kemerli, iri bir burnu vardi. Ve hafifçe kambur.
Malin döküntüsüne yüz vermezdi. Kis aylarinda
iri, ince kabuklu portakallar satardi. Yaz aylarinda ise Kirkagaç
kavunlari.
Küçücük bir portakal sandiginin üstüne
otururdu; sirtini kir rengini yansitan bankanin duvarina yaslayarak.
Büzülürdü duvarla arabasi arasina. Sinavda kopya
çeken ögrenciler gibi okurdu kucagindaki kitabi, sakli
sakli. Kocaman avuçlarinda kaybolurdu kitap. Birkaç
kez ne okudugunu ögrenmeye çalistim. Bosa çikardi
çabalarimi; gülümseyerek, mahcup ve bilge.
Bir kis gecesiydi. Sinemadan çikmistim. Yolumu biraz uzatarak
oradan geçmistim. Banka duvariyla, arabasi arasindaki boslukta
yatiyordu Gülümseyen Adam. Evi, isyeri.., hepsi o arabaydi.
Hep su soruyu sorardim kendime: Nasil da böylesine bakimli
olabiliyordu Gülümseyen Adam? Ne zaman görsem o eski
giysileri tertemizdi. Ve tirasli.
Konusmayi denedim kaç kez. Konustum da. Ama sadece portakal
ya da kavunlarinin satisiyla ilgili sözcükler duydum Gülümseyen
Adam’dan:
Evet efendim.
Tatli olma/ari gerekir efendim.
Iki kilo ?Peki efendim.
Iyi günler efendim.
Uzun zamandir bu kentte yasiyor olmalisiniz?
Gülümserdi, yanitla(ya)mayisinin dayattigi bir eziklikle.
Kimseniz yok mu?
Gülümserdi.
Bugün hava çok soguk degil mi?
Hep ayni gülümseyis.
O gülümseyisle, “Önemli seyler olmasalar bile,
gizlerim benim olsun, rahat birakin beni, n’olur” derdi
sanki.
Yillar önce adini sordugumda da gülümsemisti, boynunu
bükerek; olmayan bir suçunu bagislatmak istercesine.
Gülümsemistim ben de ister istemez, Gülümseyen
Adam’a. Ve adi olmustu artik gülümsemek.
Uzaklara gittim sonra, yabana. Kentimle vedalasmamistim ki, onunla
vedalasayim. Kaçar gibi gidince insan...
Yillar sonra yine o kente dönünce, birçok seyle
birlikte onu da aradi gözlerim. Yoktu.
O sokagin, o kösenin ve bankanin anlami yitmisti benim için.
O köse, Gülümseyen Adam varken bir sokagin kösesiydi.
Banka, Gülümseyen Adam varken bir bankaydi; ve Gülümseyen
Adam’i anlatinca varolmustu onunla ilgili her sey. Karsidaki
bakkala kostum. Yasli bir adamdi bakkal:
“Hangi portakalci?”
“Hani hep bankanin önünde olurdu. Sakli sakli kitap
okurdu?”
“Bilmiyor musunuz canim, yaz aylarinda da kavun satardi?”
Bakkalin surati daha da anlamsizlasti:
“Kavun alacaksaniz yan sokakta bir manav var. Hani, Kürt
Riza...”
Bakkala tesekkür edip çiktim.
Yan taraftaki kahveye girdim. Kahvenin müdavimleri de öyle
birini animsamiyorlardi.
Kendimden kuskulanmaya baslamistim. Bankaya girdim korkarak. Veznedar
kuskuyla bakti yüzüme; bir kaçiga bakar gibi.
“Yakininiz mi olurdu?” dedi koruma görevlisi.
Sevindim. “Animsiyorsunuz öyleyse?”
Koruma görevlisi, “Yok canim, siz karistiriyor olmalisiniz”
deyince, kaçar gibi çiktim bankadan. Mirildaniyordum
kendi kendime:
“Gülümseyen Adam yasiyor! Ben öykülere
inanirim.”
|