Startseite
aktuell
Bibiografie
Kritiken
Leseproben
über Habib Bektas
kontakt
Fotos: ©Bernd Böhner
aktualisiert am: 25.01.2003 17:40
 

Ben Öykülere Inanirim


Hep o kösede, bankanin önünde görürdüm Gülümseyen Adam’i. Yillarla o kösenin bir parçasi olmustu sanki. Oldukça uzun boyluydu. Kemerli, iri bir burnu vardi. Ve hafifçe kambur. Malin döküntüsüne yüz vermezdi. Kis aylarinda iri, ince kabuklu portakallar satardi. Yaz aylarinda ise Kirkagaç kavunlari.
Küçücük bir portakal sandiginin üstüne otururdu; sirtini kir rengini yansitan bankanin duvarina yaslayarak. Büzülürdü duvarla arabasi arasina. Sinavda kopya çeken ögrenciler gibi okurdu kucagindaki kitabi, sakli sakli. Kocaman avuçlarinda kaybolurdu kitap. Birkaç kez ne okudugunu ögrenmeye çalistim. Bosa çikardi çabalarimi; gülümseyerek, mahcup ve bilge.
Bir kis gecesiydi. Sinemadan çikmistim. Yolumu biraz uzatarak oradan geçmistim. Banka duvariyla, arabasi arasindaki boslukta yatiyordu Gülümseyen Adam. Evi, isyeri.., hepsi o arabaydi.
Hep su soruyu sorardim kendime: Nasil da böylesine bakimli olabiliyordu Gülümseyen Adam? Ne zaman görsem o eski giysileri tertemizdi. Ve tirasli.
Konusmayi denedim kaç kez. Konustum da. Ama sadece portakal ya da kavunlarinin satisiyla ilgili sözcükler duydum Gülümseyen Adam’dan:
Evet efendim.
Tatli olma/ari gerekir efendim.
Iki kilo ?Peki efendim.
Iyi günler efendim.
Uzun zamandir bu kentte yasiyor olmalisiniz?
Gülümserdi, yanitla(ya)mayisinin dayattigi bir eziklikle.
Kimseniz yok mu?
Gülümserdi.
Bugün hava çok soguk degil mi?
Hep ayni gülümseyis.
O gülümseyisle, “Önemli seyler olmasalar bile, gizlerim benim olsun, rahat birakin beni, n’olur” derdi sanki.
Yillar önce adini sordugumda da gülümsemisti, boynunu bükerek; olmayan bir suçunu bagislatmak istercesine. Gülümsemistim ben de ister istemez, Gülümseyen Adam’a. Ve adi olmustu artik gülümsemek.
Uzaklara gittim sonra, yabana. Kentimle vedalasmamistim ki, onunla vedalasayim. Kaçar gibi gidince insan...
Yillar sonra yine o kente dönünce, birçok seyle birlikte onu da aradi gözlerim. Yoktu.
O sokagin, o kösenin ve bankanin anlami yitmisti benim için. O köse, Gülümseyen Adam varken bir sokagin kösesiydi. Banka, Gülümseyen Adam varken bir bankaydi; ve Gülümseyen Adam’i anlatinca varolmustu onunla ilgili her sey. Karsidaki bakkala kostum. Yasli bir adamdi bakkal:
“Hangi portakalci?”
“Hani hep bankanin önünde olurdu. Sakli sakli kitap okurdu?”
“Bilmiyor musunuz canim, yaz aylarinda da kavun satardi?”
Bakkalin surati daha da anlamsizlasti:
“Kavun alacaksaniz yan sokakta bir manav var. Hani, Kürt Riza...”
Bakkala tesekkür edip çiktim.
Yan taraftaki kahveye girdim. Kahvenin müdavimleri de öyle birini animsamiyorlardi.
Kendimden kuskulanmaya baslamistim. Bankaya girdim korkarak. Veznedar kuskuyla bakti yüzüme; bir kaçiga bakar gibi.
“Yakininiz mi olurdu?” dedi koruma görevlisi.
Sevindim. “Animsiyorsunuz öyleyse?”
Koruma görevlisi, “Yok canim, siz karistiriyor olmalisiniz” deyince, kaçar gibi çiktim bankadan. Mirildaniyordum kendi kendime:
“Gülümseyen Adam yasiyor! Ben öykülere inanirim.”

webmaster@habibbektas.com
zurück zur Startseite
nach oben
©Ralf Bergmann