|
|

|
Meyhane Öyküleri
Yazar Habib Bektas, yeni öykülerinde
yalnizliklarin katmerlendigi meyhanelerdeki insanlari yansitiyor.
Istanbul - Yasamini Almanya'da
sürdüren yazar Habib Bektas, 1997 Inkilap Roman Ödülü'nü
kazanan romani Gölge Kokusu'nda 12 Eylül dönemiyle
parçalanan bir ailenin dramini anlatmisti. "Meyhane
Dedikleri" adli yeni öykülerinde de insandan yola
çikiyor; farkli kültürlere uyum saglamaya çalisan
'öteki'nin yalnizligini aktariyor. Bunu yaparken çok
tanidik oldugu bir mekani kullaniyor; meyhaneyi. Bir süre meyhanecilik
de yapmis Habib Bektas. Tezgahin önünü arkasini,
'yalniz' insanlari taniyor.
Meyhane, yalnizliklarin çogaldigi mekânlardan biri
olarak öykülerinizin ana atmosferini olusturuyor. Meyhaneyi
yazi malzemesine dönüstürmenizi saglayan neydi?
H.B. Isten çikmisizdir, yorgun. Bedensel yorgunluklara bir
de gönül yorgunlugu eklenir çogunca. Nedir içimizdeki
agirlik? Enflasyon, kira derdi, çocugun okulu, söylenmemis,
söylenememis, omuzlarimiza abanip bizi ezmis sözcükler...
Dünya küçüldükçe yüregimizde
büyüyen yalnizliklar biçimliyor artik çagimizin
insanini. Ve bu insanlar, dünyanin her yerinde bir korunak
ariyorlar.
Meyhane içimizdeki zehirin panzehiri olabilir mi? Olamaz
elbette, ama "belki" demek, onu düsünmek az
sey midir? Bazi meyhaneler kanimca birer adadir, korunak. Ve çogunca
da yalnizliklarin katmerlendigi mekânlar. En çok ilgimi
çeken de, kalabaliklarin içindeki yalnizliklardir.
Yapmak istedigim, o yalnizliklari, yalnizliklarini yüreklerinde
tasiyan insanlari, bir ressamin birkaç firça vurusuyla
resmettigi gibi aktarmak.
Hayat meyhane tezgahinin önünde mi yoksa arkasinda mi
daha gerçek?
Sahi, hayat nerede daha gerçek? Gerçek'in ne oldugunu
bir bilsem! Saniyorum yanit yine sorunuzun içinde. Hayat
o kadar muhtesem ve büyük ki; tezgahin ne önüne
sigabilir ne de arkasina; bence meyhane hayatin içinde. Küçücük,
bir nokta kadar bile olsa.
Yurtdisindaki Türk yazarlarin Türkiye'de "üvey
evlat" muamelesi gördükleri söylenir. Gölge
Kokusu'yla Türkiye'den ödül alan ilk "Alamanci"
yazar olarak anilmistiniz.
Cografya olarak uzakta olmak, gelismis iletisim araçlarina
ragmen "üvey evlat"ligi beraberinde getiriyor olabilir.
Kimi zaman Istanbul'un disinda çikan edebiyat dergileri de
görmezlige gelinebiliyor. "Üvey evlat"liga gelince,
bütün kapilar, pencereler, sinirlar ve de duvarlar, kafalarin
içinde bence. Nice duvarlar yikildi. Gün gelir, kafalarin
içindeki duvarlar da yikilir.
(Kültür Sanat)
Radikal 21.02.1998 |
|
Berlin’deki
Istanbul
Almanya’daki
su bizim meyhaneler ve meyhaneciler
Bir meyhaneci degil o, aslinda bir sair. Gölge Kokusu romaniyla
Inkilap Kitabevi'nin 1997 Inkilap Roman Ödülü'nü
kazanan Erlangenli bir sair. Yillarin Erlangenlisi. Erlangen, animsar
misin ne demisti seni ilk gördügünde: "ilk gelisimi
animsarsin/kim demistin/bu asyali, utangaç öpücügü
alnima koyan." Siirin, içinde biçimlendigin kentle
olan iliskini söyle dizelestiriyor: "yillar geçti/silinmeyecek
izler biraktik birbirimizde/alnimdaki çizgilerden biri avrupali
olurken/asyali bir ben düstü senin yüzüne."
Salihli dogumlu Habib Bektas, "ne Almanyali, ne Türkiyeli,
Erlangen'in çocugu olmasa bile, artik onunla "akraba"
sayiliyor. Habib Bektas, roman ve siir üretirken, bir yandan
da meyhane isletiyor. Tiyatro Kahvesi, Ya da Habib'in Yeri'nde kimi
zaman barin arkasinda, kimi zaman da müsteri gibi gözlüyor
çevresini. O, çevresindeki çesitli tipleri
ele aliyor ani-öykülerinde. Anilasmis öyküler,
ya da öykülesmis anilarinda bize yeni tatlar sunuyor Meyhane
Dedikleri (1997) kitabinda. Küçük küçük
firça sürüslerle tamamliyor öykülerini.
Kisa ama yogun ve içli öykülerle çikiyor
bu kez karsimiza Habib Bektas. Habib'in Yeri, daha çok sanatçi
meyhanesi gibi.
...
Habib'in sair oldugunu ögrenen müsterilerin nasil sasirdigini
tahmin edebilirsiniz. O, hem bir Türk, hem de bir sair, üstelik
meyhaneci, Almanlar sasirmayip da ne yapsinlar! Türkiye'ye
sevdali, "Bogaziçi sen gönüller yatagi"
dizesi dilinden düsmeyen ve Türklerin kirvesi bir Alman'in
olabilecegini düsünüzde görseniz inanir miydiniz?
Bizden biçkin bir meyhaneci tipi çiziyor "Bönburger"de.
Meyhaneciler arasindaki dayanismaya güzel bir örnek Jürgen.
Kumarbaz, ilgi çekmek için evini yakan ufaklik, Habib'i
babasinin ahbabi olarak arkadaslarina tanitan küçük
Songül... Daha niceleri... Türkü, Almani... Habib
Bektas, yabanci bir ortamda yasamanin sikintilarini ele almiyor
öykülerinde. O, meyhanesindeki ortamdan sicak, hos öyküler
yaziyor, ustaca tipler çiziyor.
Almanya artik "aci vatan" degil, gurbet hiç degil!
Ya ne peki?
Gültekin Emre
Dünya Kitap.13
|
|