Startseite
aktuell
Bibiografie
Kritiken
Leseproben
über Habib Bektas
kontakt
Fotos: ©Bernd Böhner
aktualisiert am: 01.12.2005 10:47


Bibliografie

nächstes Buch vorheriges Buch     >>


Ben Öykülere Inanirim

Çevremizdeki insanlarin, olay karmasasinin gizledigi incelikleri, sarsici bir duyarlilikla öykülestirmis Habib Bektas... Çok uzun zamandir kisa öykülerden (yoksa çok kisa mi demem gerekiyor) olusan öykü kitabini düsünerek, duygusal siçramalar içinde, kisacasi etkilenerek okumamistim. (Burada Cemil Kavukçu'nun Gemiler de Aglarmis öykü kitabini mutlaka anmaliyim. O da çok güzel, çok basarili bir öykü kitabi...)

"Ben Öykülere Inanirim" beni müthis zengin bir dünyanin içine çekti. Her öyküde farkli dünyalarda gezinip durdum. Habib Bektas, kisa öykünün olanaklarini çok fazla zorlayarak anlatimin, sözün özüne ulasmis... Siirsel söylemi yakalamis.

Memduh Sevket Esendal'in öykülerinde böylesine yogun anlatima, çevre ve kisi çizgilendirmesine rastliyoruz. Kisa öykücülügümüzün büyük ustalarindan Memduh Sevket Esendal yansittigi mekanlari, olaylari, o olaylarin kisilerini öyle anlatir ki okuyani bir yerlere ipuçlarindan sürükler. Öykü bittikten sonra bizim içimizde, düs dünyamizda sürer gider. "Ben Öykülere Inanirim"da da Habib Bektas bu anlatimi yakalamis, korumasini bilmis.

Otuz öykünün yer aldigi yüz altmis sayfalik kitap genelde on-onbes öyküye yataklik edebilirdi. "Tanimak" adli çok kisa öyküden (bes cümlelik) veya "Ölümü Tanimak"tan ya da "Söz"den, yirmialti sayfalik "Fotograf" öyküsüne kadar genis bir yelpazede yer alan otuz öykü... Genelde kisa öykü tanimlamasinin tam karsiligini veren öyküler... Kisa olmalarina ragmen bazi öyküleri okurken, romanin anlatim zenginligi içinde gelistirilebilecek, islenebilecek pek çok konu ve kisi, bu öyküleri olusturmus... Habib Bektas'in yazim ve düslem zenginligi anlatimin akiciligiyla birlesince okuyucuyu alip götürüyor.

Düs nerede basliyor

Düs nerede basliyor, gerçek olaya nerede dahil oluyor? Gerçekten yola çikarak düs dünyasinin zenginligiyle bezenerek, akici bir anlatimla nasil kendini okutturan öyküler oluyor? Bunu anlamak için "Ben Öykülere Inanirim"i okumak gerek... Kitabin ismi bile bu gel-giti yansitiyor...

Bu düs-gerçek, öykü-düs arasinda gel-gite daha ilk öykü "Balkon"da tanik oluyoruz. Bütün yasanilanlarin gerçekmis gibi verilmesini, öykünün sonundaki "- Beyefendi, darilmayin ama sizin kaldiginiz odada balkon yok ki." cümlesi gerçekligi bir çirpida "düs" boyutuna tasiyor.

Habib Bektas, duygusal siçramalari aktarirken okuyucuyu duyarli bir çizgiye tasimasini biliyor. Trajik yasamlarin hüzünlü yansimalari, "Ben Öykülere Inanirim"i olusturmus. Ayrintilarin zenginlestirdigi kisi ve olaylar öykü bittiginde sizde ve düsüncelerinizde birleserek etkisini artiriyor.

Atilla Ilhan'in romanlarini okurken su duyguya sik sik kapilirim: Onca siirsel söylem, siirlere dize olabilecek imge zenginligi romanin düz söyleminde, cümlelerde eriyip gitmis... Habib Bektas'in öykülerinde de (romanlarinda da) böyle duygulara kapiliyor, sarsiliyorum. "Eskiyen Duygular" öyküsünden: Çocuklar sokaga bakiyorlardir, savrulan kar tanelerine" "Ask ve Ölüm"den: "Nasil karsi koyabiliriz olüme, sevismeden" Ya da "Güler"den: "Gülleri senin kucaginda görmek sevince boguyor beni"...

Konusmalara (dialoglara) basvurdugunda kahramanin kisisel betimlemesini okuyucu anlayabiliyor. Onda dialoglar okuyucuyu durum ve ortama yönlendiren, öykünün derinliklerine çeken birer ipucu... Bunu yaparken Kemal Tahir'de oldugu gibisi yasal söylev çekmek adina yola çikmiyor. Orhan Kemal'de oldugu gibi kahramanlarinin durumlarini, iç dünyalarini, hayata ve olaylara bakislarini sergilemek için yapiyor. Basarili da oluyor. Örnegin "Fotograf" öyküsünde baba-kiz arasinda fotograf ve fotografin cüzdan içinde saklanmasi sirasinda geçen konusmalar, babanin kisiligini, durusunu, hayata bakisini sergilemesi açisindan önemli. Oradan yola çikarak okuyucu, babanin kisiligini ve "tip"ini gözlerinde ölümsüzlestiriyor. Daha sonra gelisen olaylar ve anlatilanlar öykü kahramanini kesin çizgilerle belirginlestiriyor.

Yanlis Yil

Habib Bektas anlatimina islerlik kazandirmasi açisindan genellikle kisa cümleler kullaniyor. Zaman zaman çok uzun, adeta bir paragraf süren cümlelere de yaslaniyor. Kullandigi anlatim dili bu "paragraf cümleler"de bizi anlatimdan koparmiyor. Yalniz "Yanlis Yil" adli öyküde oldugu gibi: "Çiglik çigkisa gülüyorum, gözlerimden akan yaslar gülmekten, sadece gülmekten, ben yalan söylemem, söylemem mümkün degil, çünkü konusamam, konusmak yasaktir, benim çocukluguma, konusmalar uzaktir çocuklugumun geçtigi evlere, ben gülüyorum, gözyaslarim gülmekten, gülmekler yalnizligimin gülmeleridir, kalabaliklarda gülünmez, yanlistir çocuklugumun ben'ine." baska türlü, küçük cümlelerle de anlatilabilecekleri gereksiz yere uzatmak bazen (yukaridaki örnekte oldugu gibi) itici olabiliyor.

Habib Bektas, "Ben Öykülere Inanirim"da duygusal öz üzerine kurdugu öykülerde (aslinda her öyküsünde duygusal söylem agirlikta) çok daha basarili... Birey'in sorunlari, çeliskileri, itilmisligi, kitleler içi9nde yalnizligi, yurt disinda çalisan yurt disini yasam alani seçmis kisileri ve sorunlarini basariyla yansitiyor. Okuyani taraf olmaya, kalplerini öykülerde yer alan kahramanlarin yanlarina koymaya zorluyor. Bu duygusal baski duyarli insanlarin dünyasinda yönlendirici olarak islevini yerine getiriyor.

Hepsi basarili öyküler olan kitabinin beni en çok etkileyen üç öyküsü: "Güler","Ben Öykülere Inanirim", "Fotograf". Üçü de bir romanin zenginliginde verilebilecek ama bir öykünün yogunluguna sigdirilmis, olaganüstü çagristirmalar, anlatim zenginlikleri, duygusalligin ince duyarliliklarla örülüp pekistirildigi öyküler...

Habib Bektas'in "Ben Öykülere Inanirim" öykü kitabi kisa öykücülügün güzel örneklerinden biri olmasi nedeniyle mutlaka okunmali... Degerlerin ve insani yaklasimlarin erozyona ugradigi günümüzde, ince duyarliklarin yansimalarina kalbimizin kapilarini açik tutmaliyiz.

Timuçin Özyürekli

Cumhuriyet Kitap, Sayi 595
12 Temmuz 2001

nächstes Buch vorheriges Buch     >>


webmaster@habibbektas.com
zurück zur Startseite
nach oben
©Ralf Bergmann